Yazar: genchab1

  • Amerikanın Tarım Maskesi Altındaki Stratejik Hesapları: Iğdır ve Ağrı Dağı Üzerinden Bir Analiz

    Amerikanın Tarım Maskesi Altındaki Stratejik Hesapları: Iğdır ve Ağrı Dağı Üzerinden Bir Analiz

    Araştırmacı Yazar: Cengiz Genç

    Türkiye’nin jeopolitik coğrafyası, sadece haritalar üzerinde değil, küresel güçlerin planlarında da stratejik bir laboratuvar olagelmiştir. Prof. Dr. Kemal Solak’ın dikkat çektiği üzere, Amerika Birleşik Devletleri’nin “tarım yatırımı” görünümü altında yürüttüğü faaliyetler, aslında bölgesel dengeyi bozacak uzun vadeli projelerin bir parçası olarak okunmalıdır.

    Tarihî Çerçeve: Tarım mı, Strateji mi?

    1950’li yıllarda ABD’nin Iğdır-Aralık Devlet Üretme Çiftliği’ni ısrarla talep etmesi, ilk bakışta ekonomik bir girişim gibi görülse de, sahadaki konumu itibarıyla bunun sıradan bir yatırım olmadığı açıktır. Çünkü burası İran, Ermenistan ve Nahçıvan’a sıfır noktasında, Ağrı Dağı’nın hemen dibinde bulunan kritik bir eştir. Resmî kayıtlarda TİGEM’in Kazımkarabekir İşletmesi olarak geçen bu alan, stratejik coğrafyanın tam merkezindedir.

    Dönemin Tarım Bakanlığı bürokratlarının anlatımlarına göre, ABD menşeli bir şirketin bu araziyi almak için yaptığı baskılar, “tarım projesi” kamuflajı altında aslında bölgesel bir gözetim ve yerleşim planının işaretlerini taşımaktadır. Bu noktada tanıklıklar önemlidir: Eski Müsteşar Yardımcısı Necdet Topçuoğlu’nun aktardıkları, olayların perde arkasını açığa çıkarmaktadır.

    Tez: ABD’nin Süregelen Destek ve Yönlendirmeleri

    Bugün YPG/PYD üzerinden şekillenen 100 bin tır silah ve lojistik sevkiyatı, aslında bu eski planların güncellenmiş halidir. Çekiç Güç döneminde “yanlışlıkla” yapılan malzeme atımları, TBMM tutanaklarına kadar girmiştir. Eşref Bitlis Paşa’nın şüpheli ölümü, Özal dönemindeki kırılmalar ve 28 Şubat vesayetiyle devam eden süreç, içteki ihanet şebekeleriyle dış baskıların nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir.

    ABD’nin “DEAŞ’a karşı mücadele” gerekçesiyle Suriye kuzeyinde SDF’ye (YPG’nin belkemiği olduğu yapıya) verdiği destek, Türkiye açısından sadece bir güvenlik riski değil, aynı zamanda 1950’lerden beri süregelen stratejik ısrarın yeni bir evresidir.

    Antitez: “İnsani Yardım” ve “Güvenlik” Söylemleri

    ABD resmi makamları, tüm bu girişimleri “bölgesel istikrar” ve “terörle mücadele” başlıklarıyla meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Çekiç Güç’ün insani hava operasyonları, Ayasofya’daki kültürel projeler, Suriye’de DEAŞ’la mücadele için yapılan sevkiyatlar, Amerikan belgelerinde olumlu gerekçelerle sunulur. Ancak sahadaki sonuç, Türkiye’nin güvenlik algısında ciddi şüpheler ve somut riskler doğurmuştur.

    Analiz: Gizli Senaryoların Açığa Çıkışı

    Prof. Dr. Solak’ın işaret ettiği gibi, tarım, eğitim, kültür veya insani yardım gibi alanlarda kamufle edilen projeler, zamanla gerçek mahiyetlerini ortaya koymaktadır. Ayasofya örneği, kültürel restorasyon görünümlü bir Amerikan-Bizans müdahalesini; Iğdır’daki tarım şirketi girişimi, sınır hattında stratejik bir gözetim merkezini; YPG’ye yapılan silah sevkiyatı ise “ortaklık” adı altında bir terör örgütünün kurumsallaştırılmasını göstermektedir.

    Burada temel mesele, Türkiye’nin kendi hafızasını diri tutmasıdır. Çünkü dün “yanlışlık” denilerek geçiştirilenler, bugün açıkça teçhizat sevkiyatına dönüşmüştür. Dün Ayasofya mozaikleri üzerinden kurulan kültürel nüfuz, bugün farklı başlıklar altında yeniden sahneye çıkmaktadır.

    Sentez: Geçmişten Günümüze Değişmeyen Niyet

    Bütün bu tablo, Türkiye’nin stratejik noktalarının hiçbir şekilde “masum ekonomik projeler” olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Tarım adı altında Iğdır’da, kültür adı altında Ayasofya’da, güvenlik adı altında Suriye’de… Senaryolar değişiyor ama niyet değişmiyor.

    Türkiye açısından yapılması gereken, bu girişimleri sadece diplomatik söylemlerle değil, ulusal hafızaya kaydedilmiş tecrübelerle okumaktır. Stratejik bölgelerde yabancı girişimlere açılmadan önce, ulusal güvenlik boyutunun en az ekonomik gerekçeler kadar dikkate alınması, bağımsızlığımızın teminatıdır.

    Sonuç

    Prof. Dr. Kemal Solak’ın ortaya koyduğu iddialar, aslında Türkiye’nin yaşadığı tarihî tecrübelerin zincirleme halkalarıyla doğrulanmaktadır. Iğdır’da reddedilen tarım şirketi baskısı, Çekiç Güç dönemindeki şüpheli yardımlar, YPG’ye uzanan lojistik destek… Bütün bunlar tek bir gerçeği işaret ediyor: Amerika, “tarım makyajlı” da olsa, stratejik planlarını daima Anadolu’nun en kritik noktaları üzerine kurgulamıştır.

    Bugün bize düşen, geçmişten ders alarak her yeni projeyi, her yeni ortaklığı ve her yeni “yardım”ı çok daha sorgulayıcı bir gözle değerlendirmektir. Çünkü bağımsızlık, sadece savaş meydanlarında değil, masum görünen anlaşmalarda da korunur. Kaynakça

    Resmî ve Akademik Kaynaklar

    1. TİGEM. Kazımkarabekir Tarım İşletmesi (Iğdır-Aralık). Resmî internet sayfası, erişim: 2025.

    2. T.C. Ticaret Bakanlığı. Dilucu Gümrük Kapısı Bilgilendirme Sayfası. Ticaret Bakanlığı Yayını, 2023.

    3. SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı). Dilucu Lojistik Merkezi ve Bölgesel Stratejik Önemi, Kars, 2019.

    4. U.S. Department of Defense. Operation Inherent Resolve: Lead Inspector General Report. Washington D.C., 2018.

    5. Congressional Research Service. Armed Conflict in Syria and U.S. Policy. CRS Report, 2020.

    6. TBMM Tutanak Dergisi. 28 Haziran 2000 tarihli birleşim, Çekiç Güç ve yardım atımı tartışmaları.

    7. U.S. Air Force Historical Research Agency. Operation Provide Comfort Airlift Missions (1991–1996).

    8. Danıştay 10. Dairesi. 2020/2596 Sayılı Karar, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesine dair 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali.

    9. Necipoğlu, Gülru. The Life of the Byzantine Institute and the Reinstallation of the Mosaics of Hagia Sophia. Dumbarton Oaks Papers, 1992.

    10. Anadolu Ajansı. ABD’nin YPG’ye Silah ve Mühimmat Sevkiyatları, çeşitli haberler (2017–2022).

    11. Reuters. U.S. Convoys Deliver Equipment to Syrian Democratic Forces, çeşitli haberler (2017–2022).

    12. Al Jazeera. Turkey condemns US arming of YPG militia, 2017.

    13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. Eşref Bitlis’in Ölümü Hakkında 2016 Tarihli Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar.

    Tanıklık ve İkincil Kaynaklar

    14. Topçuoğlu, Necdet. Eski Tarım Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı. Iğdır TİGEM ve ABD Tarım Şirketi Baskısı Üzerine Açıklamalar. (Çeşitli basın röportajları ve makalelerde aktarılmıştır, 1990’lar).

    15. Çağlayangil, İhsan Sabri. Anılar. Bilgi Yayınevi, Ankara, 1980. (ABD’nin Türkiye üzerindeki baskılarına dair dönem anlatıları).

    16. Kabaklı, Ahmet. Ayasofya Yazıları. Türk Edebiyatı Dergisi, 1970’ler.    Amerikanın Tarım Maskesi Altındaki Stratejik Hesapları: Iğdır ve Ağrı Dağı Üzerinden Bir Analiz

    Araştırmacı Yazar: Cengiz Genç

    Türkiye’nin jeopolitik coğrafyası, sadece haritalar üzerinde değil, küresel güçlerin planlarında da stratejik bir laboratuvar olagelmiştir. Prof. Dr. Kemal Solak’ın dikkat çektiği üzere, Amerika Birleşik Devletleri’nin “tarım yatırımı” görünümü altında yürüttüğü faaliyetler, aslında bölgesel dengeyi bozacak uzun vadeli projelerin bir parçası olarak okunmalıdır.

    Tarihî Çerçeve: Tarım mı, Strateji mi?

    1950’li yıllarda ABD’nin Iğdır-Aralık Devlet Üretme Çiftliği’ni ısrarla talep etmesi, ilk bakışta ekonomik bir girişim gibi görülse de, sahadaki konumu itibarıyla bunun sıradan bir yatırım olmadığı açıktır. Çünkü burası İran, Ermenistan ve Nahçıvan’a sıfır noktasında, Ağrı Dağı’nın hemen dibinde bulunan kritik bir eştir . Resmî kayıtlarda TİGEM’in Kazımkarabekir İşletmesi olarak geçen bu alan, stratejik coğrafyanın tam merkezindedir.

    Dönemin Tarım Bakanlığı bürokratlarının anlatımlarına göre, ABD menşeli bir şirketin bu araziyi almak için yaptığı baskılar, “tarım projesi” kamuflajı altında aslında bölgesel bir gözetim ve yerleşim planının işaretlerini taşımaktadır . Bu noktada tanıklıklar önemlidir: Eski Müsteşar Yardımcısı Necdet Topçuoğlu’nun aktardıkları, olayların perde arkasını açığa çıkarmaktadır.

    Tez: ABD’nin Süregelen Destek ve Yönlendirmeleri

    Bugün YPG/PYD üzerinden şekillenen ve Türk kamuoyuna “100 bin tır” olarak yansıyan silah ve lojistik sevkiyatı, aslında bu eski planların güncellenmiş halidir  . Çekiç Güç döneminde “yanlışlıkla” yapılan malzeme atımları, TBMM tutanaklarına kadar girmiştir .

    Eşref Bitlis Paşa’nın şüpheli ölümü, Özal dönemindeki kırılmalar ve 28 Şubat vesayetiyle devam eden süreç, içteki ihanet şebekeleriyle dış baskıların nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir. Savcılığın 2016’da “sabotaj kesin kanıtlanmamıştır” kararı vermesine rağmen , toplum hafızasında şüphe baki kalmıştır.

    ABD’nin “DEAŞ’a karşı mücadele” gerekçesiyle Suriye kuzeyinde SDF’ye (YPG’nin belkemiği olduğu yapıya) verdiği destek, Türkiye açısından sadece bir güvenlik riski değil, aynı zamanda 1950’lerden beri süregelen stratejik ısrarın yeni bir evresidir  .

    Antitez: “İnsani Yardım” ve “Güvenlik” Söylemleri

    ABD resmi makamları, tüm bu girişimleri “bölgesel istikrar” ve “terörle mücadele” başlıklarıyla meşrulaştırmaya çalışmaktadır . Çekiç Güç’ün insani hava operasyonları, Ayasofya’daki kültürel projeler, Suriye’de DEAŞ’la mücadele için yapılan sevkiyatlar, Amerikan belgelerinde olumlu gerekçelerle sunulur. Ancak sahadaki sonuç, Türkiye’nin güvenlik algısında ciddi şüpheler ve somut riskler doğurmuştur.

    Analiz: Gizli Senaryoların Açığa Çıkışı

    Prof. Dr. Solak’ın işaret ettiği gibi, tarım, eğitim, kültür veya insani yardım gibi alanlarda kamufle edilen projeler, zamanla gerçek mahiyetlerini ortaya koymaktadır. Ayasofya örneği, kültürel restorasyon görünümlü bir Amerikan-Bizans müdahalesini göstermiştir  . Iğdır’daki tarım şirketi girişimi, sınır hattında stratejik bir gözetim merkezi planını; YPG’ye yapılan silah sevkiyatı ise “ortaklık” adı altında bir terör örgütünün kurumsallaştırılmasını ifade etmektedir.

    Burada temel mesele, Türkiye’nin kendi hafızasını diri tutmasıdır. Çünkü dün “yanlışlık” denilerek geçiştirilenler, bugün açıkça teçhizat sevkiyatına dönüşmüştür. Dün Ayasofya mozaikleri üzerinden kurulan kültürel nüfuz, bugün farklı başlıklar altında yeniden sahneye çıkmaktadır.

    Sentez: Geçmişten Günümüze Değişmeyen Niyet

    Bütün bu tablo, Türkiye’nin stratejik noktalarının hiçbir şekilde “masum ekonomik projeler” olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Tarım adı altında Iğdır’da, kültür adı altında Ayasofya’da, güvenlik adı altında Suriye’de… Senaryolar değişiyor ama niyet değişmiyor.

    Türkiye açısından yapılması gereken, bu girişimleri sadece diplomatik söylemlerle değil, ulusal hafızaya kaydedilmiş tecrübelerle okumaktır. Stratejik bölgelerde yabancı girişimlere açılmadan önce, ulusal güvenlik boyutunun en az ekonomik gerekçeler kadar dikkate alınması, bağımsızlığımızın teminatıdır.

    Sonuç

    Prof. Dr. Kemal Solak’ın ortaya koyduğu iddialar, aslında Türkiye’nin yaşadığı tarihî tecrübelerin zincirleme halkalarıyla doğrulanmaktadır. Iğdır’da reddedilen tarım şirketi baskısı, Çekiç Güç dönemindeki şüpheli yardımlar, YPG’ye uzanan lojistik destek… Bütün bunlar tek bir gerçeği işaret ediyor: Amerika, “tarım makyajlı” da olsa, stratejik planlarını daima Anadolu’nun en kritik noktaları üzerine kurgulamıştır.

    Bugün bize düşen, geçmişten ders alarak her yeni projeyi, her yeni ortaklığı ve her yeni “yardım”ı çok daha sorgulayıcı bir gözle değerlendirmektir. Çünkü bağımsızlık, sadece savaş meydanlarında değil, masum görünen anlaşmalarda da korunur.

    Kaynakça

    1. TİGEM. Kazımkarabekir Tarım İşletmesi (Iğdır-Aralık). Resmî internet sayfası, erişim: 2025.

    2. T.C. Ticaret Bakanlığı. Dilucu Gümrük Kapısı Bilgilendirme Sayfası. Ticaret Bakanlığı Yayını, 2023.

    3. SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı). Dilucu Lojistik Merkezi ve Bölgesel Stratejik Önemi, Kars, 2019.

    4. U.S. Department of Defense. Operation Inherent Resolve: Lead Inspector General Report. Washington D.C., 2018.

    5. Congressional Research Service. Armed Conflict in Syria and U.S. Policy. CRS Report, 2020.

    6. TBMM Tutanak Dergisi. 28 Haziran 2000 tarihli birleşim, Çekiç Güç ve yardım atımı tartışmaları.

    7. U.S. Air Force Historical Research Agency. Operation Provide Comfort Airlift Missions (1991–1996).

    8. Danıştay 10. Dairesi. 2020/2596 Sayılı Karar, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesine dair 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali.

    9. Necipoğlu, Gülru. The Life of the Byzantine Institute and the Reinstallation of the Mosaics of Hagia Sophia. Dumbarton Oaks Papers, 1992.

    10. Anadolu Ajansı. ABD’nin YPG’ye Silah ve Mühimmat Sevkiyatları, çeşitli haberler (2017–2022).

    11. Reuters. U.S. Convoys Deliver Equipment to Syrian Democratic Forces, çeşitli haberler (2017–2022).

    12. Al Jazeera. Turkey condemns US arming of YPG militia, 2017.

    13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. Eşref Bitlis’in Ölümü Hakkında 2016 Tarihli Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar.

    14. Topçuoğlu, Necdet. Eski Tarım Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı. Iğdır TİGEM ve ABD Tarım Şirketi Baskısı Üzerine Açıklamalar. (Çeşitli basın röportajları ve makalelerde aktarılmıştır, 1990’lar).

    15. Çağlayangil, İhsan Sabri. Anılar. Bilgi Yayınevi, Ankara, 1980.

    16. Kabaklı, Ahmet. Ayasofya Yazıları. Türk Edebiyatı Dergisi, 1970’ler.

  • Adalet, Cumhuriyetin Temeli: Feti Yıldız’ın Hukukçu Çınarlığında Dava Bilinci

    Adalet, Cumhuriyetin Temeli: Feti Yıldız’ın Hukukçu Çınarlığında Dava Bilinci

    Cengiz GENÇ Araştırmacı yazar

    2025–2026 Adli Yıl Açılış Töreni, Yargıtay Başkanlığı’nda gerçekleştirildi. Törende konuşan Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, tarihe geçecek bir ifade kullandı:

    “Adalet, Cumhuriyetin temelidir.”

    Bu söz, yalnızca hukuk camiasına değil; milletimizin her ferdine verilmiş derin ve anlamlı bir mesajdır. Çünkü adaletin olmadığı yerde Cumhuriyet, Cumhuriyetin olmadığı yerde ise halkın iradesi ayakta kalamaz.

    Hukukun Evrensel Mesajı

    Yargıtay Başkanı Kerkez’in bu cümlesi, aslında Montesquieu’nun “Adalet ortadan kalkarsa, devletin ne anlamı kalır” [1] ifadesini hatırlatıyor. Cumhuriyetin varlığı, adaletin tesisine; adaletin varlığı da hukukun üstünlüğüne bağlıdır.

    Feti Yıldız: Hukukçu Çınar

    Bu anlamlı ifadeler, geçtiğimiz haftalarda Türkgün Gazetesi’nde Prof. Dr. Cengiz Şahin tarafından kaleme alınan, “Milliyetçi Hareketin Hukukçu Çınarı: Feti Yıldız” başlıklı yazıyı zihinlere getirdi.

    • Yıldız, sadece bir hukuk adamı değil; aynı zamanda dava şuurunu, adalet anlayışını ve ülkücü hareketin hukuki kimliğini temsil eden bir şahsiyettir.

    • Onun hukuk mücadelesi, adaletin yalnızca kitaplarda değil, hayatın her alanında bir nefes gibi yaşatılması gerektiğini hatırlatır.

    Alparslan Doğan’ın Vurgusu

    MHP Ankara İl Başkanı Alparslan Doğan, söz konusu yazıya ve Kerkez’in ifadesine atıf yaparak, “Bu değerli yazının dava şuurunu taşıyan tüm ülküdaşlarımız tarafından mutlaka okunmasını önemle tavsiye ediyorum” diyerek önemli bir çağrıda bulunmuştur.

    • Bu çağrı, hem akademik dünyanın hukuk mücadelesini hem de tarladaki köylünün adalet arayışını aynı potada birleştiren bir davet niteliğindedir.

    • Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil; ekmeğini alın teriyle kazanan işçinin, fabrikada çalışan işçinin, köyünde toprağına emek veren çiftçinin de ekmeğinde hayat bulur.

    Vurucu Cümlelerle Mesaj

    • Adalet yoksa ekmek de yoktur; adalet yoksa huzur da yoktur.

    • Cumhuriyetin temeli adalet, milletin temeli davadır.

    • Hukuk, sadece hâkimin kürsüsünde değil; köylünün tarlasında, öğrencinin defterinde, işçinin alın terinde yaşar.

    • Feti Yıldız gibi hukuk çınarları, dava şuurunun adaletle birleştiği yerin sembolleridir.

    Akademik Değerlendirme

    Hukukun üstünlüğü, her hukuk devletinin mihenk taşıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde adaletin temeli, Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan “hukuk devleti” ilkesidir [2].

    • Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in ifadesi, bu ilkeyi yeniden gündeme taşımaktadır.

    • Prof. Dr. Cengiz Şahin’in Feti Yıldız hakkında kaleme aldığı yazı ise, bu ilkenin ülkücü hareketin hukuk anlayışıyla nasıl bütünleştiğini göstermektedir.

    • Alparslan Doğan’ın çağrısı, dava bilincinin yalnızca siyasi değil; hukuki, sosyal ve ahlaki bir sorumluluk olduğuna işaret etmektedir.

    Sonuç

    Adalet, bir devletin nefesidir. Cumhuriyetin temeli olan adalet, sadece mahkeme salonlarının değil, milletin kalbinin de en derin ihtiyacıdır.

    Bugün Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in sözleri, Prof. Dr. Cengiz Şahin’in yazısı ve Alparslan Doğan’ın çağrısı, bizlere bir kez daha gösteriyor ki; dava şuuru ile hukuk bilinci birleştiğinde, milletin iradesi daha güçlü, Cumhuriyet daha sağlam olacaktır.

    Adalet, Cumhuriyetin temelidir. Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in bu sözü, hem hukuk kürsüsünde hem de tarladaki köylünün alın terinde anlam buluyor.

    Hukuk çınarımız Feti Yıldız’ın mücadelesi, dava şuuruyla birleşerek milletimizin yolunu aydınlatıyor.”

    Cengiz Genç

    Araştırmacı – Yazar

    Kaynakça

    [1] Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine, İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2019.

    [2] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982, m.2.

    [3] Türkgün Gazetesi, Prof. Dr. Cengiz Şahin, “Milliyetçi Hareketin Hukukçu Çınarı: Feti Yıldız”, 2025.

    [4] Yargıtay Başkanlığı, 2025–2026 Adli Yıl Açılış Konuşması, Ömer Kerkez.

  • Taziye Mesajı

    Cengiz Genç – Araştırmacı Yazar

    Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcımız, İstanbul Milletvekilimiz Sn. Feti Yıldız Beyefendi’nin kıymetli eşi Yasemen Yıldız Hanımefendi’nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım.

    Cenaze merasimine teşrif eden;

    • TBMM Başkanvekilimiz Sn. Celal Adan,

    • Genel Başkan Yardımcılarımız Sn. İsmail Faruk Aksu, Sn. Mevlüt Karakaya, Sn. İlyas Topsakal, Sn. Yaşar Yıldırım,

    • Genel Sekreter Yardımcılarımız Sn. Vahit Kayrıcı, Sn. Tamer Osmanağaoğlu,

    • Genel Başkan Özel Kalem Müdürü Sn. Murat Çeliker,

    • İstanbul İl Başkanımız Sn. Sertel Selim,

    • Genel Başkan Danışmanı Sn. Eyüp Yıldız,

    • Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Sn. Ahmet Yiğit Yıldırım,

    • Milletvekillerimiz, MYK Üyelerimiz, İl ve İlçe Başkanlarımız, İl Yönetim Kurulu Üyelerimiz

    ve tüm dava arkadaşlarımızın varlığı, acının paylaşılmasına vesile olmuştur.

    Cenab-ı Allah’tan merhumeye rahmet, kıymetli ailesine ve camiamıza sabırlar diliyorum.

    Allah Teâlâ buyuruyor ki:

    “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 29/57)

    “Sabredenlere müjdele! Onlar kendilerine bir musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a aidiz ve yine O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara, 2/155-156)

    “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler; fakat siz bilemezsiniz.” (Bakara, 2/154)

    Dua ile

    Rabbim, Yasemen Yıldız Hanımefendi’nin mekânını cennet, makamını âli eylesin. Geride kalan ailesine sabr-ı cemil, dava arkadaşlarımıza güç ve metanet nasip eylesin.

    Taziye Mesajı

    Cengiz Genç – Araştırmacı Yazar

    Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcımız, İstanbul Milletvekilimiz Sn. Feti Yıldız Beyefendi’nin kıymetli eşi Yasemen Yıldız Hanımefendi’nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım.

    Cenaze merasimine teşrif eden;

    • TBMM Başkanvekilimiz Sn. Celal Adan,

    • Genel Başkan Yardımcılarımız Sn. İsmail Faruk Aksu, Sn. Mevlüt Karakaya, Sn. İlyas Topsakal, Sn. Yaşar Yıldırım,

    • Genel Sekreter Yardımcılarımız Sn. Vahit Kayrıcı, Sn. Tamer Osmanağaoğlu,

    • Genel Başkan Özel Kalem Müdürü Sn. Murat Çeliker,

    • İstanbul İl Başkanımız Sn. Sertel Selim,

    • Genel Başkan Danışmanı Sn. Eyüp Yıldız,

    • Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Sn. Ahmet Yiğit Yıldırım,

    • Milletvekillerimiz, MYK Üyelerimiz, İl ve İlçe Başkanlarımız, İl Yönetim Kurulu Üyelerimiz

    ve tüm dava arkadaşlarımızın varlığı, acının paylaşılmasına vesile olmuştur.

    Cenab-ı Allah’tan merhumeye rahmet, kıymetli ailesine ve camiamıza sabırlar diliyorum.

    Allah Teâlâ buyuruyor ki:

    “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 29/57)

    “Sabredenlere müjdele! Onlar kendilerine bir musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a aidiz ve yine O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara, 2/155-156)

    “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler; fakat siz bilemezsiniz.” (Bakara, 2/154)

    Dua ile

    Rabbim, Yasemen Yıldız Hanımefendi’nin mekânını cennet, makamını âli eylesin. Geride kalan ailesine sabr-ı cemil, dava arkadaşlarımıza güç ve metanet nasip eylesin.

  • Genç Haberler 15–20 Günlük Raporu

    Genç Haberler 15–20 Günlük Raporu

    Değerli okurlarımız,

    Genç Haberler sitemiz kısa sürede büyük bir ivme yakaladı. 15–20 gün gibi kısa bir sürede ulaştığımız verileri ve öne çıkan noktaları sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.

    🚀 İçerik Üretimi

    • Toplam Yazı: 125

    • Toplam Sayfa: 3

    • Kısa Sürede Yoğun Emek: Günlük ortalama 6–8 yazı ile içerik üretiminde güçlü bir tempo yakalandı.

    👀 En Çok Okunan Yazılar

    1. 1071 Malazgirt: Güç, Akıl ve İstikrar

    2. Bala’nın Kadim Hafızası

    3. Cumhur İttifakı’nın Birlik ve Beraberliği

    4. Kıssadan Hisse – Cengiz Genç

    Bu yazılar, tarihî ve kültürel değerlerimizle güncel siyaseti buluşturarak en çok ilgi gören içeriklerimiz oldu.

    📈 Trafik Durumu

    • 28 ve 30 Ağustos günlerinde ziyaretçi sayılarında dikkat çekici artış görüldü.

    • Ortalama günlük girişler 25–60 arasında değişiyor.

    • Yeni bir site için bu rakamlar oldukça umut verici.

    🌟 Öne Çıkan Güçlü Yönler

    • Tarih ve Millî Değerler: Malazgirt ve Bala merkezli yazılar yoğun ilgi topladı.

    • Çeşitlilik: Sitede hem tarih hem kültür hem de güncel konular aynı anda işleniyor.

    • Sosyal Medya Etkisi: Facebook ve Twitter paylaşımları siteye trafik çekmeye başladı.

    🎯 Sonuç

    Genç Haberler, 15–20 günlük süreçte dolu dolu içerik, yüksek tempo ve artarak büyüyen bir okuyucu kitlesi ile yoluna emin adımlarla devam ediyor. İlginize ve desteğinize teşekkür ederim. Cengiz genç araştırmacı yazar

  • Genç Haberler 15–20 Günlük Raporu

    Genç Haberler 15–20 Günlük Raporu

    Değerli okurlarımız,

    Genç Haberler sitemiz kısa sürede büyük bir ivme yakaladı. 15–20 gün gibi kısa bir sürede ulaştığımız verileri ve öne çıkan noktaları sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.

    🚀 İçerik Üretimi

    • Toplam Yazı: 125

    • Toplam Sayfa: 3

    • Kısa Sürede Yoğun Emek: Günlük ortalama 6–8 yazı ile içerik üretiminde güçlü bir tempo yakalandı.

    👀 En Çok Okunan Yazılar

    1. 1071 Malazgirt: Güç, Akıl ve İstikrar

    2. Bala’nın Kadim Hafızası

    3. Cumhur İttifakı’nın Birlik ve Beraberliği

    4. Kıssadan Hisse – Cengiz Genç

    Bu yazılar, tarihî ve kültürel değerlerimizle güncel siyaseti buluşturarak en çok ilgi gören içeriklerimiz oldu.

    📈 Trafik Durumu

    • 28 ve 30 Ağustos günlerinde ziyaretçi sayılarında dikkat çekici artış görüldü.

    • Ortalama günlük girişler 25–60 arasında değişiyor.

    • Yeni bir site için bu rakamlar oldukça umut verici.

    🌟 Öne Çıkan Güçlü Yönler

    • Tarih ve Millî Değerler: Malazgirt ve Bala merkezli yazılar yoğun ilgi topladı.

    • Çeşitlilik: Sitede hem tarih hem kültür hem de güncel konular aynı anda işleniyor.

    • Sosyal Medya Etkisi: Facebook ve Twitter paylaşımları siteye trafik çekmeye başladı.

    🎯 Sonuç

    Genç Haberler, 15–20 günlük süreçte dolu dolu içerik, yüksek tempo ve artarak büyüyen bir okuyucu kitlesi ile yoluna emin adımlarla devam ediyor. İlginize ve desteğinize teşekkür ederim. Cengiz genç araştırmacı yazar

  • Makamın, Mevkiin ve Ganimetin Ötesinde: Davaya Sadakat

    Cengiz Genç araştırmacı yazar

    Bir davanın asıl gücü, makamların, mevkiilerin, dünyevî kazançların ötesinde; gönüllerde, yüreklerde ve samimiyette saklıdır. Bugün, 20 yılı aşan bir iktidar tecrübesinden sonra dönüp baktığımızda; dava yolunda yola çıkanların bir kısmının okçular tepesini terk edip ganimet sevdasına kapıldığını, bir kısmının ise davasına sadık kalarak sessizce yükünü taşıdığını görmekteyiz. Bu tablo, bize sadece siyasî değil, insanî ve tarihî dersler de sunmaktadır.

    Davanın Yükünü Omuzlayanlar

    Toplumun her kesiminde hâlâ davasına gönülden bağlı insanlar var:

    • Köylü kardeşim, sabahın ayazında traktörünü çalıştırırken toprağı vatan gibi gören…

    • Öğrenci kardeşim, elinde kalemiyle geleceğe hazırlanan ve bu davayı ilimle büyütmek isteyen…

    • Bayan kardeşlerimiz, evinde ve işinde fedakârlığıyla bu milleti ayakta tutan…

    • Bürokrasi ve idarede görev alanlar, adaletin, hakkın ve ehliyetin şuuruyla hareket edenler…

    Onlar, ganimet derdine düşmeden, şan ve şöhretin cazibesine kapılmadan sadece vazifesini yapan, davasını unutmayandır.

    Makamın Unutturduğu Gerçek

    Ne yazık ki, bir kısım dava kardeşimiz; geldikleri makamla beraber hem dostlarını, hem de davasını unuttu. Dün aynı sofrada oturup aynı türküyü söyleyenler, bugün yüksek duvarların ardında ulaşılmaz hâle geldi. Bu, sadece kişisel bir unutkanlık değil; aynı zamanda toplumda “seçkinler” diye bir sınıfın oluşmasına sebep oldu. Oysa dava, seçkinlerin değil; halkın, köylünün, öğrencinin, işçinin, kadının, yaşlının omuzlarında yükselecek bir emanettir.

    Okçular Tepesi Dersini Hatırlamak

    Uhud Savaşı’nda okçular tepesini terk edenlerin düştüğü hata, tarih boyunca tekrar eden bir imtihandır. Bugün de makam ve mevki için okçular tepesini terk edenler, belki geçici ganimet kazandılar; ama davanın uzun vadeli zaferini zora soktular. Asıl ihtiyaç duyulan şey, kazandığı ganimeti tekrar davanın hizmetine sunmaktır. Çünkü davasını unutanın kazancı da emanettir; kalıcı olan, sadece milletin duası ve tarihî hatırasıdır.

    Sonuç: Davanın Asıl Sahipleri

    Bugün meydanlarda bizim şarkılarımızın daha gür söylenmesi, sadece ön safta olanların gayretiyle değil, her bir dava kardeşimizin kendi imkânını, bilgisini, emeğini davaya adamasıyla mümkündür. Eğer birileri kazandığı makamı, mevkii, serveti bu dava için seferber ederse; meydanlarda yeniden coşku yükselecek, şarkılarımız gürül gürül yankılanacaktır.

    Dava, sadece bir siyasî hareket değil; aynı zamanda bir ahlak ve vefa sınavıdır. Ganimetin değil, görev ve sorumluluğun peşinde koşanlar bu sınavdan alnının akıyla çıkacaktır.

  • Atatürk’ün dediği gibi: “Köylü milletin efendisidir.”                    Cengiz Genç – Araştırmacı Yazar

    Atatürk’ün dediği gibi: “Köylü milletin efendisidir.”                    Cengiz Genç – Araştırmacı Yazar

    Efendiliği, sadakati, samimiyeti ve toprağa bağlılığıyla köylü, bu davanın özüdür. Onun emeğini görmeyen, aslında davanın özünü göremez.

    Makamın Gölgesinde Kaybolanlar ve Davanın Asıl Sınavı

    Bir davanın omurgası, makam, mevki ve ganimetle değil; samimiyet, sadakat ve vefa ile ayakta durur. Tarih bize her defasında şunu öğretmiştir: Eğer davanın yolcuları okçular tepesini terk eder, ganimet için koşarsa; o an kazançlı gibi görünse de asıl zafer elden kaçar. Bugün de aynı imtihanla karşı karşıyayız.

    Davanın yükünü çekenler

    Bu memleketin en ücra köyünde sabahın ayazında toprağına bereket için traktör süren köylü kardeşim, aynı davanın yılmaz taşıyıcısıdır. Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” sözü, bugün hâlâ yol göstericidir. Elinde kalemiyle gecesini gündüzüne katan öğrenciler, evinde emeğiyle aile yükünü omuzlayan hanımefendiler, bürokraside hakkın ve adaletin temsilcisi olmaya çalışan dürüst idareciler… İşte onlar, makam ve mevki derdine düşmeden bu davanın sessiz kahramanlarıdır.

    Makamın unutturduğu dostluklar

    Ne var ki, bazı dava kardeşlerimiz, yıllar içinde geldikleri makamla birlikte hem eski dostlarını hem de dava şuurunu unuttular. Dün aynı sofrada ekmek bölüştüğümüz, aynı şarkıyı söylediğimiz kişiler, bugün yüksek duvarların ardında ulaşılmaz hâle geldiler. Bu kopuş, toplumu doğal olarak “seçkinler” ve “halk” diye ayırdı. Oysa dava, hiçbir zaman yalnızca bir zümrenin değil, milletin bütün fertlerinin omuzlarında yükselmiştir.

    Uhud’un dersi ve bugünün gerçeği

    Uhud Savaşı’nda okçular tepesini terk edenlerin düştüğü hata, aslında dünyevi menfaatin davaya tercih edilmesinin acı örneğidir. Tarih tekerrür ediyor: Bugün de makam ve mevki için bu tepe terk edildiğinde, davanın uzun vadeli yürüyüşü zarar görüyor. Çözüm bellidir: Kazanılan ganimet, makam ve mevki; davanın hizmetine sunulmalı, milletin ortak geleceği için kullanılmalıdır.

    Sonuç: Davanın asıl sahipleri

    Meydanlarda gürül gürül şarkılarımızın söylenmesi, sadece öncülerin gayretiyle değil; herkesin kendi imkânını, emeğini ve bilgisini bu davaya adamasıyla mümkündür. Ganimet değil, görev; mevki değil, samimiyet öne çıktığında dava yeniden gönüllerde yükselecektir.

    ✍️ Cengiz Genç – Araştırmacı Yazar

  • 30 Ağustos’un Mirası ve Gazze’nin Çığlığı. Cengiz Genç araştırmacı yazar

    30 Ağustos’un Mirası ve Gazze’nin Çığlığı

    Tarih, milletlerin varoluş mücadelesini kaydederken aynı zamanda zulmün, adaletin ve direnişin de izlerini taşır. 30 Ağustos 1922, Türk milletinin bağımsızlık iradesini dünyaya haykırdığı bir dönüm noktasıdır. Yalnızca askeri bir zafer değil, aynı zamanda milletlerin kendi kaderini tayin edebileceğinin de tarihsel bir belgesidir. Bugün, bu büyük zaferin 103. yılında, mazlum coğrafyaların sessiz feryatlarıyla tarih arasında güçlü bir bağ kurmak zorundayız.

    MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya’nın ifade ettiği üzere, tarihin kalemi Netanyahu’yu “Gazzeli çocukların, masum sivillerin katili ve katliamcısı” olarak yazacaktır. Bu, bir siyasi söylemin ötesinde, insanlığın vicdanında yankılanan bir hüküm niteliğindedir. 30 Ağustos ruhunun bizlere öğrettiği en büyük derslerden biri, zulme karşı direnmenin ve mazlumun yanında durmanın erdemidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm” haykırışı, aslında tüm insanlığın ortak vicdanının ifadesi olmuştur. Bugün Gazze’de yaşanan trajedi, bu haykırışın yeniden ve yeniden hatırlanmasını zorunlu kılmaktadır.

    Akademik perspektiften bakıldığında, 30 Ağustos Zaferi’nin arka planında yalnızca askeri stratejiler değil; milletin topyekûn seferberliği, dayanışma ruhu ve adalet arayışı vardır. Tarih, işgalci güçlerin silah üstünlüğüne rağmen, inanç ve haklılığın galip geldiğini göstermiştir. Gazze’de ise benzer bir tablo yaşanmaktadır: Teknolojik üstünlüğün, silahların ve küresel destek ağlarının karşısında, elinde yalnızca adalet duygusu ve varlık mücadelesi bulunan bir halk vardır.

    Bugün 30 Ağustos’un mirasını anlamak, yalnızca geçmişe bir saygı duruşu değil; aynı zamanda günümüzün mazlum coğrafyaları için bir sorumluluk üstlenmektir. Netanyahu ve onun temsil ettiği şiddet siyaseti, tıpkı emperyalist işgalciler gibi tarihin karanlık sayfalarına gömülecektir. Türk milleti, Sakarya’dan Dumlupınar’a uzanan yolculuğunda nasıl ki özgürlüğün meşalesini yaktıysa; bugün de aynı meşale, Gazze’nin, Kudüs’ün ve tüm mazlum milletlerin yolunu aydınlatmaktadır.

    Sonuç olarak, 30 Ağustos’un zafer ruhu ile Gazze’nin çığlığı arasında kopmaz bir bağ vardır. Tarih, zalimleri unutmaz; fakat asıl olan, milletlerin zalimlere karşı direncidir. Bu nedenle 30 Ağustos’u anmak, yalnızca geçmişi yad etmek değil, aynı zamanda mazlumun yanında, zalimin karşısında dimdik durmaktır.

    Cengiz Genç

    Araştırmacı Yazar

  • Cumhur İttifakı’nın Birlik ve Beraberlik Tablosu: Bala’da Düğün Merasiminin Derin Manası

    Cumhur İttifakı’nın Birlik ve Beraberlik Tablosu: Bala’da Düğün Merasiminin Derin Manası

    Geçtiğimiz günlerde Bala’da gerçekleştirilen anlamlı bir düğün merasimi, yalnızca genç bir çiftin mutluluğuna şahitlik etmekle kalmadı; aynı zamanda ülkemizin siyasetinde, kültüründe ve toplum yapısında Cumhur İttifakı’nın yansıması niteliğinde bir tabloya da sahne oldu. İl Başkan Yardımcımız Sn. Mesut Genç’in kıymetli evladı Berat ile Buran ailesinin kıymetli evladı Hatice’nin evliliği, bu anlamda bir gönül birlikteliğinin ötesinde, siyasi ve toplumsal dayanışmanın güçlü sembollerinden biri olarak tarihe geçti.

    Düğün merasiminde yer alan isimler, sıradan birer katılımcı değil; ülke siyasetine, Türk milliyetçiliğine ve Cumhur İttifakı’nın kurumsal gücüne yön veren önemli şahsiyetlerdir. MHP Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara Milletvekilimiz Sn. Mevlüt Karakaya, MHP Genel Başkan Başdanışmanımız Sn. Eyyup Yıldız, MHP MYK Üyelerimiz Sn. Fatih Çetinkaya, Sn. Bahri Batuhan Kurban, Sn. Muhammed Çağatay Yıldız, Sn. Oğuz Yılmaz, geçmiş dönem MHP MYK Üyemiz Sn. İbrahim Çiftçi, Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Sn. Ahmet Yiğit Yıldırım, Taşmedreseli Ülkücüler Genel Başkanı Sn. Mehmet Yamtar Çelik, Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı Sn. Ömer Şanlı, İl Yönetim Kurulu Üyelerimiz, İlçe Başkanlarımız, Belediye Meclis Üyelerimiz ve AK Parti Bala İlçe Başkanı Sn. Evren Dalkıran          Bala Milliyetçi Hareket Partisi ilçe başkanı Sayın Bayram Özdemir ve ekibi merasimde hazır bulunarak bu güçlü tabloyu daha da pekiştirmiştir.

    Bala Belediye Başkanı Sn. Ahmet Buran’ın kıydığı nikâh, yalnızca bir evlilik akdinin ötesinde, bir siyasi vizyonun, ortak kader anlayışının ve kardeşlik hukukunun da mührü olmuştur. Bu nikâhın şahitleri, aynı zamanda Cumhur İttifakı’nın köklü bir geleneği temsil ettiğini, Türkiye’nin geleceğini omuz omuza inşa etme iradesini ortaya koymuştur.

    Birlik ve Beraberliğin Siyaset Üstü Anlamı

    Bu tablo, Cumhur İttifakı’nın yalnızca siyasi bir ittifak olmadığını; milletin en küçük sosyal birimi olan aileden başlayarak toplumun bütün katmanlarına yayılan bir gönül birliği olduğunu da göstermektedir. Çünkü burada sergilenen katılım, yalnızca protokol gereği bir buluşma değildir; ortak ideallerin, milli bir vizyonun ve kader birliğinin somut tezahürüdür.

    Ülkü Ocakları’nın, Taşmedreseli Ülkücülerin, MHP’nin MYK’sının ve AK Parti İlçe Teşkilatı’nın aynı masa etrafında buluşması, Türkiye’nin siyasi geleceğinde kutuplaşma değil; aksine birlik, dayanışma ve milli hedefler etrafında kenetlenmenin mümkün olduğunu göstermektedir. Bu tür merasimler, toplumsal dokuyu güçlendirirken aynı zamanda siyasete de derin bir sosyolojik meşruiyet kazandırmaktadır.

    Cumhur İttifakı’nın Yerelden Küresele Mesajı

    Bala’daki bu buluşma, bir yerel düğün merasimi olmanın ötesinde, aslında Cumhur İttifakı’nın yerelden küresele yansıyan mesajını da içinde barındırmaktadır:

    • Yerelde: Aile kurumunun kutsallığı, komşuluk ve hemşerilik hukuku, sosyal dayanışma.

    • Ulusal düzeyde: Cumhur İttifakı’nın Türk milleti için güvenlik, refah ve milli birlik hedefini temsil etmesi.

    • Küresel ölçekte: Türk siyasetinin istikrar, milli egemenlik ve bağımsızlık kararlılığını dünyaya göstermesi.

    Sonuç

    Bu düğün merasimi, yalnızca iki gencin hayatlarını birleştirdiği özel bir gün değil; Türk milletinin geleceğini omuzlayan siyasi kadroların bir araya geldiği, Cumhur İttifakı’nın ruhunu pekiştiren stratejik bir buluşma olarak da hafızalara kazınmıştır.

    Genç çiftimiz Berat ve Hatice’ye ömür boyu mutluluklar dilerken; bu birliktelikten doğan mesajın, hem Bala’da hem de bütün Türkiye’de kardeşliği, dayanışmayı ve milli birlik duygusunu güçlendirmesini temenni ediyoruz.

  • TÜRKLÜĞÜN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ŞEYH EDEBALİ’DEN DOĞU TÜRKİSTAN’A, DEVLET BAHÇELİ’NİN YEDİ SÖZÜNÜN DERUNÎ ANLAMI VE BİR MİLLETİN VİCDANI

    TÜRKLÜĞÜN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ŞEYH EDEBALİ’DEN DOĞU TÜRKİSTAN’A, DEVLET BAHÇELİ’NİN YEDİ SÖZÜNÜN DERUNÎ ANLAMI VE BİR MİLLETİN VİCDANI

    Araştırmacı Yazar: Cengiz GENÇ

    Dünya hızla dönüşüyor. Sınırlar haritalardan taşarak zihinleri, inançları ve vicdanları kuşatıyor. Kimi zaman sessiz bir çığlık yankılanıyor Urumçi sokaklarında; kimi zaman yüksek perdeden bir haykırış sarıyor Meclis kürsüsünü. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “Yedi Sözü”, sadece güncel politik pozisyonları değil, aynı zamanda bu çağın en derin vicdan muhasebesini de içinde barındırıyor. Çünkü mesele yalnızca Doğu Türkistan değildir; mesele yalnızca İsrail–Gazze hattı değildir; mesele, insanlığın gözünün içine baka baka yutulmaya çalışılan hakikattir.

    Ve bu hakikatin pusulası Şeyh Edebali’nin sözlerinde gizlidir.

    “Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.”

    “Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.”

    “Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.”

    Bugün Doğu Türkistan’da çocuklar diri diri yakılırken, kim susuyor? Hangi kibirli gözler, hangi namert menfaat hesapları bu zulme göz yumuyor? Hangi sözde demokratlar, insan hakları kürsülerini işgal edip mazlumlara sırt çeviriyor?

    Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamaları işte tam da bu noktada bir ahlaki duruşu, bir medeniyet refleksini ve bir vicdan isyanını temsil etmektedir. Bu, yalnızca bir siyasi partinin bildirisi değildir. Bu, tarihin orta yerine yazılmış “Türk kalbinin adaletle atan sesi”dir.

    DOĞU TÜRKİSTAN: BİR SOYKIRIMIN GÖLGESİNDE TÜRK’ÜN VARLIK SAVAŞI

    Doğu Türkistan, yalnızca coğrafi bir tanım değildir; bir milletin sabırla direndiği, sabırla öldüğü ve sabırla yeniden doğacağı bir kutsal hattır. Urumçi’de, Kaşgar’da, Hoten’de yakılan her ağıt, Ankara’da, İstanbul’da, Bursa’da Türk yüreğine çarpar. Fakat küresel sistemin kodları içinde bu çığlıklar duyulmaz. Çünkü Çin, yeni dünyanın “ekonomik kalbi” olarak kabul edilmiş; hakikat yerine çıkarlar geçmiştir.

    Bu noktada Prof. Dr. Mevlüt Karakaya’nın TBMM’de yaptığı çıkış, milletin vicdanını temsil etmiştir. Karakaya’nın sözleri, Bahçeli’nin çizdiği stratejik hattın tamamlayıcısıdır. Her ikisi de; Türk milletinin vicdanını temsil ederken, aynı zamanda küresel komplo çarklarının merkezine Türk milliyetçiliğini yerleştiren aklın temsilcileridir.

    KİBİR VE KOMPLEXLERİN KUŞATTIĞI DÜNYADA TÜRK AKLI

    Dikkat edin…

    Kibirli olanın dostluğu olmaz, çünkü onun gözü hep yukarıdadır. Oysa liderlik, yukarıdan değil, yan yana yürümekten doğar.

    Bugün Batı’nın, özellikle ABD’nin ve onun bölgedeki taşeronlarının kibri, Gazze’de taş taş üstünde bırakmazken; aynı kibir Uygur Türklerine “yeniden eğitim kampları” adı altında soykırımı reva görmektedir. Bu, klasik emperyalist siyasetin modernize edilmiş hâlidir: “Teknolojik Komplo.”

    Komplo teorisi değildir bu; gerçeğin ta kendisidir. Çünkü Çin’in ‘Sosyal Kredi Sistemi’ ile Müslüman Türkler puanlanmakta; Ramazan orucu, cuma namazı, Türkçe isimler fişlenmekte; doğum oranları zorla azaltılmakta, Türk kadını ‘asimilasyon programlarına’ alınmaktadır. Ve dünya susmakta…

    TÜRK’ÜN MİRASINA GÖLGELENEN İHANET

    Şeyh Edebali’nin sözüyle:

    “Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez” bir medeniyet düzeni inşa ediliyor.

    Bu sistemde:

    • İkram bilmeyenler zenginlik dağıtır,

    • Yol yordam bilmeyenler “dünya düzeni” kurar,

    • Hal bilmeyenler insan hakları bildirgesi yazar.

    Fakat bu oyunu bozacak olanlar; Bahçeli’nin sesiyle, Karakaya’nın yüksek refleksiyle, Osmanağaoğlu’nun sağlam duruşuyla, Büyükataman’ın vakar çizgisiyle yeniden şekillenmektedir.

    Milliyetçi Hareket’in lider kadrosu, modern çağın politik karanlığında adeta bir “fener alayı” gibi yürümektedir.

    DEVLET BAHÇELİ’NİN YEDİ SÖZÜ: SESSİZLİĞİN YÜZÜNE ÇARPILAN GERÇEK

    Bahçeli’nin yedi sözü; yedi kıtaya, yedi kat göğe uzanan bir uyarıdır.

    1. Terör devletine geçit yok!

    2. Türk dünyasına sahip çık!

    3. Gazze’de insanlık ölmesin!

    4. Doğu Türkistan’da gözyaşı dinsin!

    5. Millî birlik, millî duruş esas!

    6. Türk milleti, tarihin öznesidir!

    7. Kibirle değil, vakarla yürü!

    Bu yedi söz, yalnızca siyasi retorik değil; aynı zamanda stratejik, diplomatik ve kültürel manifestodur. Bu manifestoda “kibir” kelimesi özellikle merkezde yer alır. Çünkü bu çağın en büyük felaketi, kibirle bezenmiş sahte küresel efendilik kompleksidir.

    SONUÇ: ŞEYH EDEBALİ’DEN DEVLET BAHÇELİ’YE, BİR MİLLİYET HATTI

    Bugün Doğu Türkistan’da, Gazze’de, Kerkük’te, Bakü’de, Hakkâri’de, Bala’da atılan her adım, aynı kökene bağlıdır.

    Bu köken; bir medeniyetin taşıyıcısı olan Türk aklıdır.

    Şeyh Edebali ne diyordu?

    “Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.”

    Bu söz, Bahçeli’nin “kendini bil, milletini bil, devletini bil” çağrısında vücut bulmuştur.

    Ve biz biliriz:

    • Biz ilim biliriz, irfan biliriz, söz biliriz.

    • Biz dost biliriz, yürek biliriz, mert biliriz.

    • Biz kibri tanırız, fakat ona itibar etmeyiz.

    Çünkü biz Türk’üz.

    Ve bu dünyada adalet varsa, o da Türk’ün sesiyle yankılanır.

    KAYNAKÇA

    1. Bahçeli, D. (2025). TBMM Grup Konuşması. Milliyetçi Hareket Partisi Resmî Hesabı: https://x.com/mhp_bilgi

    2. Karakaya, M. (2025). “Doğu Türkistan İçin Tarihî Uyarı.” TBMM Kayıtları.

    3. Osmanağaoğlu, T. ve Büyükataman, İ. (2025). X platformu açıklamaları ve TBMM oturum konuşmaları.

    4. “Şeyh Edebali Nasihatnamesi” – Osmanlı Arşivleri ve Halk Kaynakları.

    5. Uygur İnsan Hakları Projesi (2023). “Uyghur Genocide Dossier.” UHRP Report Series.

    6. Genç, C. (2024). “Ortadoğu’da Derin Kodlar ve Türk Jeopolitiği.” Stratejik Aklın Notları.

  • TÜRKLÜĞÜN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ŞEYH EDEBALİ’DEN DOĞU TÜRKİSTAN’A, DEVLET BAHÇELİ’NİN YEDİ SÖZÜNÜN DERUNÎ ANLAMI VE BİR MİLLETİN VİCDANI

    TÜRKLÜĞÜN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ŞEYH EDEBALİ’DEN DOĞU TÜRKİSTAN’A, DEVLET BAHÇELİ’NİN YEDİ SÖZÜNÜN DERUNÎ ANLAMI VE BİR MİLLETİN VİCDANI

    Araştırmacı Yazar: Cengiz GENÇ

    Dünya hızla dönüşüyor. Sınırlar haritalardan taşarak zihinleri, inançları ve vicdanları kuşatıyor. Kimi zaman sessiz bir çığlık yankılanıyor Urumçi sokaklarında; kimi zaman yüksek perdeden bir haykırış sarıyor Meclis kürsüsünü. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “Yedi Sözü”, sadece güncel politik pozisyonları değil, aynı zamanda bu çağın en derin vicdan muhasebesini de içinde barındırıyor. Çünkü mesele yalnızca Doğu Türkistan değildir; mesele yalnızca İsrail–Gazze hattı değildir; mesele, insanlığın gözünün içine baka baka yutulmaya çalışılan hakikattir.

    Ve bu hakikatin pusulası Şeyh Edebali’nin sözlerinde gizlidir.

    “Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.”

    “Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.”

    “Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.”

    Bugün Doğu Türkistan’da çocuklar diri diri yakılırken, kim susuyor? Hangi kibirli gözler, hangi namert menfaat hesapları bu zulme göz yumuyor? Hangi sözde demokratlar, insan hakları kürsülerini işgal edip mazlumlara sırt çeviriyor?

    Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamaları işte tam da bu noktada bir ahlaki duruşu, bir medeniyet refleksini ve bir vicdan isyanını temsil etmektedir. Bu, yalnızca bir siyasi partinin bildirisi değildir. Bu, tarihin orta yerine yazılmış “Türk kalbinin adaletle atan sesi”dir.

    DOĞU TÜRKİSTAN: BİR SOYKIRIMIN GÖLGESİNDE TÜRK’ÜN VARLIK SAVAŞI

    Doğu Türkistan, yalnızca coğrafi bir tanım değildir; bir milletin sabırla direndiği, sabırla öldüğü ve sabırla yeniden doğacağı bir kutsal hattır. Urumçi’de, Kaşgar’da, Hoten’de yakılan her ağıt, Ankara’da, İstanbul’da, Bursa’da Türk yüreğine çarpar. Fakat küresel sistemin kodları içinde bu çığlıklar duyulmaz. Çünkü Çin, yeni dünyanın “ekonomik kalbi” olarak kabul edilmiş; hakikat yerine çıkarlar geçmiştir.

    Bu noktada Prof. Dr. Mevlüt Karakaya’nın TBMM’de yaptığı çıkış, milletin vicdanını temsil etmiştir. Karakaya’nın sözleri, Bahçeli’nin çizdiği stratejik hattın tamamlayıcısıdır. Her ikisi de; Türk milletinin vicdanını temsil ederken, aynı zamanda küresel komplo çarklarının merkezine Türk milliyetçiliğini yerleştiren aklın temsilcileridir.

    KİBİR VE KOMPLEXLERİN KUŞATTIĞI DÜNYADA TÜRK AKLI

    Dikkat edin…

    Kibirli olanın dostluğu olmaz, çünkü onun gözü hep yukarıdadır. Oysa liderlik, yukarıdan değil, yan yana yürümekten doğar.

    Bugün Batı’nın, özellikle ABD’nin ve onun bölgedeki taşeronlarının kibri, Gazze’de taş taş üstünde bırakmazken; aynı kibir Uygur Türklerine “yeniden eğitim kampları” adı altında soykırımı reva görmektedir. Bu, klasik emperyalist siyasetin modernize edilmiş hâlidir: “Teknolojik Komplo.”

    Komplo teorisi değildir bu; gerçeğin ta kendisidir. Çünkü Çin’in ‘Sosyal Kredi Sistemi’ ile Müslüman Türkler puanlanmakta; Ramazan orucu, cuma namazı, Türkçe isimler fişlenmekte; doğum oranları zorla azaltılmakta, Türk kadını ‘asimilasyon programlarına’ alınmaktadır. Ve dünya susmakta…

    TÜRK’ÜN MİRASINA GÖLGELENEN İHANET

    Şeyh Edebali’nin sözüyle:

    “Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez” bir medeniyet düzeni inşa ediliyor.

    Bu sistemde:

    • İkram bilmeyenler zenginlik dağıtır,

    • Yol yordam bilmeyenler “dünya düzeni” kurar,

    • Hal bilmeyenler insan hakları bildirgesi yazar.

    Fakat bu oyunu bozacak olanlar; Bahçeli’nin sesiyle, Karakaya’nın yüksek refleksiyle, Osmanağaoğlu’nun sağlam duruşuyla, Büyükataman’ın vakar çizgisiyle yeniden şekillenmektedir.

    Milliyetçi Hareket’in lider kadrosu, modern çağın politik karanlığında adeta bir “fener alayı” gibi yürümektedir.

    DEVLET BAHÇELİ’NİN YEDİ SÖZÜ: SESSİZLİĞİN YÜZÜNE ÇARPILAN GERÇEK

    Bahçeli’nin yedi sözü; yedi kıtaya, yedi kat göğe uzanan bir uyarıdır.

    1. Terör devletine geçit yok!

    2. Türk dünyasına sahip çık!

    3. Gazze’de insanlık ölmesin!

    4. Doğu Türkistan’da gözyaşı dinsin!

    5. Millî birlik, millî duruş esas!

    6. Türk milleti, tarihin öznesidir!

    7. Kibirle değil, vakarla yürü!

    Bu yedi söz, yalnızca siyasi retorik değil; aynı zamanda stratejik, diplomatik ve kültürel manifestodur. Bu manifestoda “kibir” kelimesi özellikle merkezde yer alır. Çünkü bu çağın en büyük felaketi, kibirle bezenmiş sahte küresel efendilik kompleksidir.

    SONUÇ: ŞEYH EDEBALİ’DEN DEVLET BAHÇELİ’YE, BİR MİLLİYET HATTI

    Bugün Doğu Türkistan’da, Gazze’de, Kerkük’te, Bakü’de, Hakkâri’de, Bala’da atılan her adım, aynı kökene bağlıdır.

    Bu köken; bir medeniyetin taşıyıcısı olan Türk aklıdır.

    Şeyh Edebali ne diyordu?

    “Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.”

    Bu söz, Bahçeli’nin “kendini bil, milletini bil, devletini bil” çağrısında vücut bulmuştur.

    Ve biz biliriz:

    • Biz ilim biliriz, irfan biliriz, söz biliriz.

    • Biz dost biliriz, yürek biliriz, mert biliriz.

    • Biz kibri tanırız, fakat ona itibar etmeyiz.

    Çünkü biz Türk’üz.

    Ve bu dünyada adalet varsa, o da Türk’ün sesiyle yankılanır.

    KAYNAKÇA

    1. Bahçeli, D. (2025). TBMM Grup Konuşması. Milliyetçi Hareket Partisi Resmî Hesabı: https://x.com/mhp_bilgi

    2. Karakaya, M. (2025). “Doğu Türkistan İçin Tarihî Uyarı.” TBMM Kayıtları.

    3. Osmanağaoğlu, T. ve Büyükataman, İ. (2025). X platformu açıklamaları ve TBMM oturum konuşmaları.

    4. “Şeyh Edebali Nasihatnamesi” – Osmanlı Arşivleri ve Halk Kaynakları.

    5. Uygur İnsan Hakları Projesi (2023). “Uyghur Genocide Dossier.” UHRP Report Series.

    6. Genç, C. (2024). “Ortadoğu’da Derin Kodlar ve Türk Jeopolitiği.” Stratejik Aklın Notları.

  • 30 Ağustos: Bir Askerî Zaferden Devlet İnşasına

    30 Ağustos: Bir Askerî Zaferden Devlet İnşasına

    Yazan: Araştırmacı Yazar Cengiz Genç

    Özet

    30 Ağustos 1922, yalnızca bir meydan muharebesinin adı değildir; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet inşasının dönüm noktasıdır. Büyük Taarruz’un doruk anı olan Dumlupınar/Başkomutanlık Meydan Muharebesi, sahada askeri tasarımın, cephe gerisinde ise toplumsal seferberliğin olgun ürünüdür. Bu yazı, 30 Ağustos’u strateji, lojistik, diplomasi ve toplumsal dönüşüm eksenlerinde ele alır.

    Tarihsel Arka Plan

    Sakarya (Ağustos–Eylül 1921) sonrasında TBMM Hükûmeti, savunmadan taarruza geçiş için bir yıl boyunca hazırlık yaptı. Tekâlif-i Milliye emirleriyle ülke çapında üretim, ulaşım ve iaşe yeniden örgütlendi; kıt kaynaklar ortak amaç için toplandı. Bu, “milli iktisadî mobilizasyon”un erken bir örneğidir. Cephede komuta birleştirildi; Batı Cephesi’nde planın ana ekseni Afyon–Kocatepe hattında sürpriz, kuvvet yığma ve kuşatma üzerine kuruldu.

    Operasyonel Tasarım ve Kuvvetlerin Kullanımı

    Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa’nın sevk ve idaresinde; 1. Ordu, 2. Ordu ve Fahrettin (Altay) Paşa’nın Süvari Kolordusu, Yunan ana kuvvetini Afyon güneyindeki tahkimat setlerinden koparıp açık arazide kesme–kuşatma manevrasına zorlayacak biçimde konuşlandırıldı.

    • 26 Ağustos sabahı yoğun topçu hazırlığıyla taarruz açıldı.

    • 27–29 Ağustos’ta hatlar yarıldı; süvari derin baskınlarla geri çekilme eksenlerini tuttu.

    • 30 Ağustos Dumlupınar’da çember kapandı; düşmanın büyük kısmı dağıtıldı/teslim alındı. Muharebenin siyasal anlamı, askeri sonucun netliğinden gelir: Anadolu’da işgal stratejisi artık sürdürülemez hâle geldi.

    30 Ağustos’un Stratejik Sonuçları

    Askerî: Düşmanın manevra ve ikmal bütünlüğü bozuldu. Komuta–kontrolün çökmesi, düzenli çekilmeyi imkânsız kıldı.

    Operatif Tempo: 30 Ağustos’tan hemen sonra 1 Eylül 1922’de “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle takip harekâtı başlatıldı; 2 Eylül’de Uşak civarında General Trikoupis esir alındı; 9 Eylül’de İzmir’e girildi.

    Diplomasi: Bu hızlı ve kesin sonuç Mudanya Mütarekesi’ne (11 Ekim 1922) kapı araladı; ardından saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922), Lozan Barışı (24 Temmuz 1923) ve Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923) geldi. 30 Ağustos böylece, geleceğin uluslararası hukuk ve ekonomi zeminini hazırlayan bir “kurucu zafer” niteliği kazandı.

    Lojistik ve Toplumsal Seferberlik

    Zaferin sessiz kahramanı lojistiktir. Demiryolları, menzil teşkilatı, kağnı-tren kombinasyonu, yerel üretim ve onarım atölyeleri, iaşe ve sağlık hizmetlerinin merkezi koordinasyonu: bunlar kaynak kıtlığında verimlilik dersidir. Kadınların, gençlerin ve yerel idarelerin omuzladığı işbölümü, savaş sonrası kalkınmanın da toplumsal zeminini oluşturdu.

    Doktrin ve Öğrenme

    30 Ağustos, Anadolu’daki milli ordunun şu kabiliyetlerini teyit etti:

    • Kuvvet yoğunlaştırma ve aldatma: Kritik kesitte üstünlük yaratma.

    • Birleşik harekât anlayışı: Piyade–topçu–süvari eşgüdümü ve karar anında hız.

    • Komuta birliği: Siyasi ve askerî hedefin aynı stratejik cümlede buluşması.

    • Takip ve istikrar: Muzaffer ordunun zaferi hızla siyasî sonuca tahvil etmesi.

    Ekonomik ve Kurumsal Yansımalar

    30 Ağustos’tan Lozan’a giden süreç, kapitülasyonların tasfiyesi, gümrük/para rejiminin ulusal denetimi, Anadolu altyapısının onarımı ve üretim ekonomisinin inşasıyla devam etti. Zafer, yalnızca “kurtuluş”u değil, kurumsallaşmış bir bağımsızlığı mümkün kıldı: hukuk devleti, düzenli maliye, eğitim seferberliği ve planlı imar.

    Bugüne Bakan Yönü

    • Uzun soluklu hazırlık + doğru anı seçme: Kriz yönetimi kadar zamanlama da bir stratejidir.

    • Lojistik = Stratejinin omurgası: Ordu için olduğu kadar kalkınma projeleri için de böyledir.

    • Toplumsal mutabakat: Büyük hedefler ancak katılımcı seferberlikle taşınır.

    • Diplomasiyle taçlanmış zafer: Sürdürülebilir sonuç uluslararası hukuk zeminiyle kalıcılaşır.

    Sonuç

    30 Ağustos, Anadolu’nun yalnız askeri özgürlüğünü değil, siyasal egemenliğini ve ekonomik özneleşmesini de mümkün kılan eşiği ifade eder. Bu nedenle Zafer Bayramı, bir hatıradan ziyade kurucu bir gelecek vizyonudur: “Bağımsızlık, adalet ve kalkınma” aynı stratejik hikâyenin ardışık sayfalarıdır.

    0 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

    Büyük Taarruz’un kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

    Kısa Okuma Önerileri

    • Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk

    • Genelkurmay ATASE, Türk İstiklâl Harbi (Batı Cephesi ciltleri)

    • Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam (Cilt II)

    • Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz

  • KISSADAN HİSSE  Cengiz Genç araştırmacı yazar

    Kemal Solak 

    İkinci Bayezıt Cem yüzünden sarmala alınmıştı. Gedik Ahmet paşa, İshak paşa, Hersekzade Ahmet paşa Osmanlıda 1481 in  sıkıntılı figürleriydi. Bu üçlü sac ayağından ülkenin kurtulması gerekiyordu. Bu üçlü çete sadrazam çetesi, Yeniçeriyi kullanıyordu. Haçlılar Cem’ i, bu üçü de Beyazıdı bıktırdılar. İçerde, Karaman i Mehmet paşa gibibir sadrazamı yeniçeriye parçalattılar, vezir Mustafa Paşa yı astırdı, kendilerini saraya hakim hale getirdiler. Yeniçeri korkusuyla İkinci Bayezıdı sindirdiler. Bayezıt fırsatını kolladı, Edirne’de iftar ziyafeti diyerek, yeniçeriden uzakta, törenle vezirlere sırmalı kaftandan hilat giydirirken, Gedik Ahmet paşa ya 😭 siyah ketenden bir kaftan giydirdi, Gedik Ahmet paşa anladı ama iş iştan geçmişti, orada bıçaklattı, arkasından da kaynatası İshak paşa yı Selanik e sürdü. Hersekzade Ahmet paşa derhal dönüşle hizaya geldi, bunlar esasen devşirme ard niyetli, itimat edilmeyen işbirlikçileri.Bu şekilde pasifize edildiler. 

    Yerine Davut Paşa sadrazam oldu, rahat nefes alındı. 

    Benzer şekilde bizde de Fetullah palazlanmasıyla, NATO askerleri tarafından destekli, danışıklı 

     Fetö kalkışması  benzer serüvendir, 15 Temmuz kalkışması hayinliğinin sonunda operasyon kapsamında bu belaların  bertaraf edilmesi, 28 Şubatcılar ile 12 Eylül darbecileri gibi vesayetçi generallerin yargıda mahkumiyeti, rütbelerinin sökülmesiyle Türkiye nın yatırımlar yaptığı döneme girmiş olduk. Şu anda kutlu yürüyüşdeyiz. Önümüze çıkan nice belaları aşıyoruz. 

    Tarih tekerrür ile yürüyor. Erdoğan’ın kararlı yürümesi sonucu rahatlamakdayız,. Bu sefer Erdoğan’a Tek Adam yaftası düzseler de, bu vasıf tam da, Yahudiye Van Minut, hristiyan a Dünya Beşden Büyük, GAZZE FACİASI yla, İsrail’in Gazze’ye Kudüs’e  zulmüne,  Erdoğan’ın baş kaldırısıyla,  tam da Tek Adam olduğunu gösterdi. Şimdi de  tek Adam demiyorlar; diktatör diyorlar. Daha önce de Başbakan değil, baş çalan diyen bir Kılıçdaroğlu’nun herzeleleri  hatırlardadır. Ne derseler desinler, kervan yürüyor. Terör Fetö bozguncu güruh def ediliyor.

    KISSADAN HİSSE 

    2.BAYEZITDAN ERDOĞAN’A 

    Kemal Solak 

    Devşirme ler Bayezıt için, Vesayet, Haçlı ve Fetö ile Terör örgütleri, PKK uzantıları Erdoğan için önemli baş belasıydı. Hala da öyle ama belleri kırılmıştır. Konuyu bu çerçevede aktarmaya çalışacağım: 

    İkinci Bayezıt Cem yüzünden sarmala alınmıştı. Gedik Ahmet paşa, İshak paşa, Hersekzade Ahmet paşa Osmanlıda 1481 in  sıkıntılı figürleriydi. Bu üçlü sac ayağından ülkenin kurtulması gerekiyordu. Bu üçlü çete sadrazam çetesi, Yeniçeriyi kullanıyordu. Haçlılar Cem’ i, bu üçü de Beyazıdı bıktırdılar. İçerde, Karaman i Mehmet paşa gibibir sadrazamı yeniçeriye parçalattılar, vezir Mustafa Paşa yı astırdı, kendilerini saraya hakim hale getirdiler. Yeniçeri korkusuyla İkinci Bayezıdı sindirdiler. Bayezıt fırsatını kolladı, Edirne’de iftar ziyafeti diyerek, yeniçeriden uzakta, törenle vezirlere sırmalı kaftandan hilat giydirirken, Gedik Ahmet paşa ya 😭 siyah ketenden bir kaftan giydirdi, Gedik Ahmet paşa anladı ama iş iştan geçmişti, orada bıçaklattı, arkasından da kaynatası İshak paşa yı Selanik e sürdü. Hersekzade Ahmet paşa derhal dönüşle hizaya geldi, bunlar esasen devşirme ard niyetli, itimat edilmeyen işbirlikçileri.Bu şekilde pasifize edildiler. 

    Yerine Davut Paşa sadrazam oldu, rahat nefes alındı. 

    Benzer şekilde bizde de Fetullah palazlanmasıyla, NATO askerleri tarafından destekli, danışıklı 

     Fetö kalkışması  benzer serüvendir, 15 Temmuz kalkışması hayinliğinin sonunda operasyon kapsamında bu belaların  bertaraf edilmesi, 28 Şubatcılar ile 12 Eylül darbecileri gibi vesayetçi generallerin yargıda mahkumiyeti, rütbelerinin sökülmesiyle Türkiye nın yatırımlar yaptığı döneme girmiş olduk. Şu anda kutlu yürüyüşdeyiz. Önümüze çıkan nice belaları aşıyoruz. 

    Tarih tekerrür ile yürüyor. Erdoğan’ın kararlı yürümesi sonucu rahatlamakdayız,. Bu sefer Erdoğan’a Tek Adam yaftası düzseler de, bu vasıf tam da, Yahudiye Van Minut, hristiyan a Dünya Beşden Büyük, GAZZE FACİASI yla, İsrail’in Gazze’ye Kudüs’e  zulmüne,  Erdoğan’ın baş kaldırısıyla,  tam da Tek Adam olduğunu gösterdi. Şimdi de  tek Adam demiyorlar; diktatör diyorlar. Daha önce de Başbakan değil, baş çalan diyen bir Kılıçdaroğlu’nun herzeleleri  hatırlardadır. Ne derseler desinler, kervan yürüyor. Terör Fetö bozguncu güruh def ediliyor.

    2.BAYEZITDAN ERDOĞAN’A 

    Devşirme ler Bayezıt için, Vesayet, Haçlı ve Fetö ile Terör örgütleri, PKK uzantıları Erdoğan için önemli baş belasıydı. Hala da öyle ama belleri kırılmıştır. Konuyu bu çerçevede aktarmaya çalışacağım: