30 Ağustos’un Mirası ve Gazze’nin Çığlığı
Tarih, milletlerin varoluş mücadelesini kaydederken aynı zamanda zulmün, adaletin ve direnişin de izlerini taşır. 30 Ağustos 1922, Türk milletinin bağımsızlık iradesini dünyaya haykırdığı bir dönüm noktasıdır. Yalnızca askeri bir zafer değil, aynı zamanda milletlerin kendi kaderini tayin edebileceğinin de tarihsel bir belgesidir. Bugün, bu büyük zaferin 103. yılında, mazlum coğrafyaların sessiz feryatlarıyla tarih arasında güçlü bir bağ kurmak zorundayız.
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya’nın ifade ettiği üzere, tarihin kalemi Netanyahu’yu “Gazzeli çocukların, masum sivillerin katili ve katliamcısı” olarak yazacaktır. Bu, bir siyasi söylemin ötesinde, insanlığın vicdanında yankılanan bir hüküm niteliğindedir. 30 Ağustos ruhunun bizlere öğrettiği en büyük derslerden biri, zulme karşı direnmenin ve mazlumun yanında durmanın erdemidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm” haykırışı, aslında tüm insanlığın ortak vicdanının ifadesi olmuştur. Bugün Gazze’de yaşanan trajedi, bu haykırışın yeniden ve yeniden hatırlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Akademik perspektiften bakıldığında, 30 Ağustos Zaferi’nin arka planında yalnızca askeri stratejiler değil; milletin topyekûn seferberliği, dayanışma ruhu ve adalet arayışı vardır. Tarih, işgalci güçlerin silah üstünlüğüne rağmen, inanç ve haklılığın galip geldiğini göstermiştir. Gazze’de ise benzer bir tablo yaşanmaktadır: Teknolojik üstünlüğün, silahların ve küresel destek ağlarının karşısında, elinde yalnızca adalet duygusu ve varlık mücadelesi bulunan bir halk vardır.
Bugün 30 Ağustos’un mirasını anlamak, yalnızca geçmişe bir saygı duruşu değil; aynı zamanda günümüzün mazlum coğrafyaları için bir sorumluluk üstlenmektir. Netanyahu ve onun temsil ettiği şiddet siyaseti, tıpkı emperyalist işgalciler gibi tarihin karanlık sayfalarına gömülecektir. Türk milleti, Sakarya’dan Dumlupınar’a uzanan yolculuğunda nasıl ki özgürlüğün meşalesini yaktıysa; bugün de aynı meşale, Gazze’nin, Kudüs’ün ve tüm mazlum milletlerin yolunu aydınlatmaktadır.
Sonuç olarak, 30 Ağustos’un zafer ruhu ile Gazze’nin çığlığı arasında kopmaz bir bağ vardır. Tarih, zalimleri unutmaz; fakat asıl olan, milletlerin zalimlere karşı direncidir. Bu nedenle 30 Ağustos’u anmak, yalnızca geçmişi yad etmek değil, aynı zamanda mazlumun yanında, zalimin karşısında dimdik durmaktır.
Cengiz Genç
Araştırmacı Yazar
