ARAŞTIRMACI YAZAR: CENGİZ GENÇ
Ortadoğu’nun tarihsel kırılma noktalarından biri olan İsrail–İran hattında 2025 yılının ortalarında yaşanan sıcak çatışmalar, klasik savaş paradigmalarının çok ötesine geçmiş; hibrit, bilişsel ve psikolojik harp tekniklerinin iç içe geçtiği bir yeni nesil savaş düzeni ortaya çıkmıştır. Türkiye’de milliyetçi-muhafazakâr düşünce dünyası, bu gelişmeleri sadece askeri bir gerilim olarak değil; tarihsel hafıza, emperyal ajandalar ve bölgesel vicdan ekseninde değerlendirmektedir.
1. JEOPOLİTİK ALGIYI AŞAN BİR DİL: DÜZENİN DEĞİŞMEYEN AKTÖRLERİ
Ortadoğu krizlerinin temelinde yalnızca bölgesel aktörlerin değil, yüz yılı aşkın süredir çıkarları sabit kalan küresel yapılar bulunmaktadır. Yeni dünya düzeni kurma iddiasında bulunanlar, esasen “eski tüfekler”dir. Bu bağlamda medyada İsrail lehine sunulan ilk gün başarı anlatıları, gerçeği yansıtmaktan ziyade bir propaganda refleksinin ürünüdür. Milliyetçi kanaat önderlerinin bu çarpık anlatıya karşı geliştirdiği direniş dili, sadece siyasal bir pozisyon değil; aynı zamanda tarihsel bilinç aktarımıdır.
2. İRAN’IN STRATEJİK KARŞILIĞI VE GERÇEK SAHA TABLOSU
İran, savaşın ilk gününde geçici bir felç hali yaşamış gibi görünse de, 24 saat içinde füze savunma sistemlerini yeniden organize etmiş ve balistik yanıt kapasitesini sahaya sürmüştür. İsrail’e gönderilen 500–600 füzenin yaklaşık %50’sinin Demir Kubbe’yi deldiği; bazı stratejik merkezlere isabet ettiği yönündeki bilgiler, medya anlatılarının yüzeyselliğini ortaya koymuştur. İsrail içinde okulların kapanması, halkın sığınaklara inmesi ve panik ortamı; gerçek savaşın, görüntülenenin çok ötesinde cereyan ettiğini göstermektedir.
3. FİLİSTİN’DEN GAZZE’YE: VİCDANIN COĞRAFYASI
Filistin meselesi, bu çatışmanın yalnızca diplomatik bir yansıması değil, onun tarihsel ve insani çekirdeğidir. Gazze’nin yoğun bombardıman altında kalması, sivil altyapıların hedef alınması ve küresel kamuoyunun sessizliği, “uluslararası düzenin” hangi eksende işlediğini bir kez daha ifşa etmiştir. Bu süreçte Türkiye’de yükselen milliyetçi duyarlılık, yalnızca ideolojik bir tepki değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir duruşun sembolüdür.
4. GÜÇ BLOKLARI VE TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KONUMU
Savaş, sadece İsrail ve İran’ın değil; ABD, İngiltere, Almanya gibi Batılı güçlerle; Çin, Rusya, Pakistan gibi Doğulu blokların da dâhil olduğu bir çok katmanlı denklem haline gelmiştir. Türkiye’nin bu denklemin neresinde durduğu, yalnızca dış politikayla değil; içerdeki tarihsel reflekslerle de ilgilidir. Milliyetçi çizgi, bu noktada hem millet vicdanını hem de devlet aklını temsil etme iddiasındadır.
5. SONUÇ: GÖRÜNMEYEN CEPHEDE MÜCADELE EDENLER
Bu savaş yalnızca füzelerle değil; bilgiyle, hafızayla ve inançla yürütülmektedir. Görünmeyen cephe, asıl mücadelenin verildiği alandır. İran’ın beklenmedik yanıtları, Filistin’in sarsılmaz direnci ve Türkiye’de yükselen milliyetçi söylem; yeni dünya düzeni kurma iddiasındaki yapılar karşısında kararlı bir direnç oluşturmuştur. Yeni dünya düzenini aynı aktörler kurmak istiyorsa; karşılarında artık yalnızca siyasi değil, zihinsel ve kültürel bir barikat vardır.
⸻
KAYNAKÇA
• Al Jazeera English. (2025)
• The Jerusalem Post. (2025)
• Haaretz. (2025)
• BBC Monitoring. (2025)
• X Platformu – Resmi Açıklamalar. (2025)
