RAMAZAN, SIR VE İNSANIN İÇ TERBİYESİ

GENÇ HABERLER – genchaberler.com / genchaberler.tr
Araştırmacı Analiz Yazarı: Cengiz Genç
İnsan çoğu zaman kendisini yaptığı hatalarla değil, tutamadığı sözlerle ele verir. Çünkü hata çoğu zaman anlıktır; fakat sır ifşası karakterdir. Bu nedenle eskiler bir insanı tanımak için onun anlattıklarına değil, saklayabildiklerine bakardı (1).
Sır, bilgi değildir. Sır, emanet edilmiş güvendir. Bir insan sana sırrını veriyorsa sana bir hatıra anlatmıyordur; sana kendisini teslim ediyordur. İnsanların anlattıkları genellikle yaşadıklarıdır, sakladıkları ise yaralarıdır. Bu yüzden sır saklamak sadece ahlak değil, aynı zamanda merhamettir (2).

Sır avuçtaki su gibidir; sıkarsan akar, gevşek tutarsan kalır. Sır ok gibidir; yaydan çıktı mı geri dönmez. Sır ateş gibidir; sahibini ısıtır ama dışarı çıkarsa yakar. Geveze insana sır anlatmak penceresi açık eve buhar doldurmaya benzer; bir süre sonra ortada ne buhar kalır ne mahremiyet (3).
Toplumların çözülmesi çoğu zaman büyük olaylarla değil küçük ihlallerle başlar. Bir dost meclisinde anlatılan özel bir söz, bir aile içinde paylaşılan mahrem bir konu, bir arkadaşın güvenerek söylediği bir cümle… Bunlar açığa çıktığında sadece bir bilgi yayılmaz; güven yıkılır. Güven yıkıldığında ise ilişki değil, insanın iç dünyası kırılır (4).

Hz. Ali “Sırrın senin esirindir; açıkladın mı sen onun esiri olursun” der. Çünkü açıklanan sır artık sahibine değil, onu duyanların yorumuna aittir (5). Mevlana ise “Her kulağa söz söyleme; bazı kulaklar kalp taşımaz” diyerek sırrın aslında muhatap seçme meselesi olduğunu anlatır (6). Hacı Bektaş Veli’nin “eline, beline, diline sahip ol” öğüdü de sırrın kapısının dil olduğunu ifade eder (7).
İşte Ramazan bu noktada sadece aç kalma ayı değildir. Ramazan aslında sırrı öğrenme ayıdır. İnsan oruçta ilk defa şunu fark eder: açlık gizlenebilir ama öfke gizlenemez; susuzluk dayanılır ama dil tutulamaz. Oruç mideyi değil, dili terbiye etmeyi öğretir. Çünkü insanı günaha çoğu zaman eli değil dili götürür (8).

Bir kimse gün boyu yemek yemez ama dedikodu yaparsa oruç bedeni aç bırakmış, nefsi doyurmuş olur. Ramazan’ın hikmeti burada başlar. Oruç, insanın yalnızken de kendisini kontrol edebilmesidir (9). Kimsenin görmediği yerde su içmeyen insan, Allah’ın murakabesi altında olduğunu idrak eder; vicdan da bu imanın insandaki sesidir ve sır ahlakı budur: kimse bilmese bile emaneti koruyabilmek (10).
Sırrını herkese anlatan kişi çoğu zaman sırrını değil yalnızlığını anlatıyordur. Çünkü sır paylaşımı dostluğu başlatır, sır ihlali dostluğu bitirir. Bir insan sana başkasının sırrını anlatıyorsa, yarın senin sırrını da anlatacaktır (11). Bu nedenle eskiler dost seçerken gülen yüz aramaz, susabilen kalp arardı (12).

Ramazan sofraları aslında bunun için vardır. Aynı ekmeği bölüşmekten çok aynı güveni paylaşmak içindir. Aynı sofraya oturmak kardeşlik değildir; sofradan kalktıktan sonra birbirinin hatasını örtmek kardeşliktir (13).
Sonuç olarak insanın olgunluğu konuşabildiği kadarında değil, sustuğu kadarındadır. Söz arkadaşlık kurar, sır ise kader ortaklığı kurar. Ramazan da insana bunu öğretir: Aç kalmak sabrı, susmak hikmeti, sır saklamak ise karakteri inşa eder (14).

Çünkü gerçek oruç, midenin değil dilin tuttuğudur (15).
⸻

KAYNAKÇA
(1) İbn Miskeveyh, Tehzîbü’l-Ahlâk, İstanbul, 2017.
(2) Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, Cilt 3, Kahire, 2005.
(3) Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, TDK Yayınları.
(4) Erich Fromm, Sevme Sanatı, Payel Yayınları.
(5) Hz. Ali, Nehcü’l-Belâğa, Hikmetler Bölümü.
(6) Mevlânâ Celaleddin Rumi, Mesnevi, Cilt 2.
(7) Hacı Bektaş-ı Veli, Makalat.
(8) Buhârî, Savm 8; Müslim, Sıyam 30.
(9) İmam Nevevî, Riyazü’s-Salihin, Oruç Bahsi.
(10) Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi 183.
(11) Sa‘dî Şirazî, Gülistan.
(12) İbn Haldun, Mukaddime.
(13) Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi.
(14) İmam Mâturîdî, Te’vilâtü’l-Kur’an.
(15) Tirmizî, Savm 16.



