Anasayfa / Genel / RAMAZAN, SIR VE İNSANIN İÇ TERBİYESİ:2

RAMAZAN, SIR VE İNSANIN İÇ TERBİYESİ:2

RAMAZAN, SIR VE İNSANIN İÇ TERBİYESİ

GENÇ HABERLER – genchaberler.com / genchaberler.tr

Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist & Araştırmacı-Yazar: Cengiz Genç

İnsan çoğu zaman kendisini yaptığı hatalarla değil, tutamadığı sözlerle ele verir. Çünkü hata çoğu zaman anlıktır; fakat sır ifşası karakterdir. Bu nedenle eskiler bir insanı tanımak için onun anlattıklarına değil, saklayabildiklerine bakardı [1].

Sır, bilgi değildir. Sır, emanet edilmiş güvendir. Bir insan sana sırrını veriyorsa sana bir hatıra anlatmıyordur; sana kendisini teslim ediyordur. İnsanların anlattıkları genellikle yaşadıklarıdır, sakladıkları ise yaralarıdır. Bu yüzden sır saklamak sadece ahlak değil, aynı zamanda merhamettir [2].

Kur’an insan ilişkilerinin temelini güven üzerine kurar ve müminleri şöyle tarif eder:

“Onlar emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” (Mü’minûn 23/8) [3]

Demek ki sır saklamak sadece bir görgü kuralı değil, iman ahlakıdır.

Sır avuçtaki su gibidir; sıkarsan akar, gevşek tutarsan kalır. Sır ok gibidir; yaydan çıktı mı geri dönmez. Yusuf Has Hacib’in öğüdü bu yüzden nettir: Dilini koruyan insan kendisini korur [4].

Toplumların çözülmesi çoğu zaman büyük olaylarla değil küçük ihlallerle başlar. Bir dost meclisinde anlatılan özel bir söz, bir aile içinde paylaşılan mahrem bir konu, bir arkadaşın güvenerek söylediği bir cümle… Bunlar açığa çıktığında sadece bir bilgi yayılmaz; güven yıkılır. Güven yıkıldığında ise ilişki değil, insanın iç dünyası kırılır [5].

Hz. Ali “Sırrın senin esirindir; açıkladın mı sen onun esiri olursun” der [6].

Mevlânâ ise “Her kulağa söz söyleme; bazı kulaklar kalp taşımaz” diyerek sırrın muhatap seçme meselesi olduğunu anlatır [7].

Hacı Bektaş Veli’nin “eline, beline, diline sahip ol” öğüdü de sırrın kapısının dil olduğunu ifade eder [8].

Yunus Emre de aynı gerçeği başka bir dille söyler: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.” Çünkü dil insanın kaderine en yakın organdır.

İşte Ramazan bu noktada sadece aç kalma ayı değildir. Ramazan aslında sırrı öğrenme ayıdır. Kur’an orucun amacını açıkça bildirir:

“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara 2/183) [9]

Ayet açlığı değil takvayı hedef gösterir. Takva ise insanın kimsenin görmediği yerde kendisini kontrol edebilmesidir.

Peygamber Efendimiz de orucun gerçek mahiyetini şöyle açıklar:

“Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm 8) [10]

Demek ki oruç mideyi değil karakteri hedef alır.

İnsan oruçta ilk defa şunu fark eder: Açlık gizlenebilir ama öfke gizlenemez; susuzluk dayanılır ama dil tutulamaz. Bu yüzden Peygamber Efendimiz:

“Oruç kalkandır.” (Müslim, Sıyâm 163) [11]

buyurur. Kalkanın görevi saldırmak değil, korumaktır. Oruç da insanı başkalarından önce kendi nefsinden korur.

Kimsenin görmediği yerde su içmeyen insan Allah’ın murakabesini idrak eder. Vicdan bu idrakin insandaki sesidir ve sır ahlakı budur: kimse bilmese bile emaneti koruyabilmek.

Dede Korkut hikâyelerinde de yiğitlik sadece savaşla değil, emanete sadakatle ölçülür. Çünkü güvenini kaybeden insan gücünü de kaybeder.

Sırrını herkese anlatan kişi çoğu zaman sırrını değil yalnızlığını anlatıyordur. Sa‘dî Şirazî’nin dediği gibi: “Sırrını dostuna açma; onun da dostu vardır.” [12] Bu nedenle eskiler dost seçerken gülen yüz aramaz, susabilen kalp arardı [13].

Ramazan sofraları aslında bunun için vardır. Aynı ekmeği bölüşmekten çok aynı güveni paylaşmak içindir. Sofraya birlikte oturmak kardeşlik değildir; sofradan kalktıktan sonra birbirinin hatasını örtmek kardeşliktir [14].

Sonuç olarak insanın olgunluğu konuşabildiği kadarında değil, sustuğu kadarındadır. Kur’an sabrı Allah’ın yakınlığıyla ilişkilendirir:

“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 2/153) [15]

Ramazan insana üç şey öğretir:

Aç kalmak sabrı, susmak hikmeti, sır saklamak ise karakteri inşa eder.

Çünkü gerçek oruç, midenin değil dilin tuttuğudur [16].

KAYNAKÇA

[1] İbn Miskeveyh, Tehzîbü’l-Ahlâk.

[2] Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, Cilt 3.

[3] Kur’an-ı Kerim, Mü’minûn 23/8.

[4] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig.

[5] Erich Fromm, Sevme Sanatı.

[6] Hz. Ali, Nehcü’l-Belâğa.

[7] Mevlânâ, Mesnevi.

[8] Hacı Bektaş-ı Veli, Makalat.

[9] Kur’an-ı Kerim, Bakara 2/183.

[10] Buhârî, Savm 8.

[11] Müslim, Sıyâm 163.

[12] Sa‘dî Şirazî, Gülistan.

[13] İbn Haldun, Mukaddime.

[14] Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi.

[15] Kur’an-ı Kerim, Bakara 2/153.

[16] Tirmizî, Savm 16.

YAZAR VE YAYIN KÜNYESİ

────────────

Cengiz Genç

Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist & Araştırmacı-Yazar

Genç Haberler Dijital Yayın Ağı

Resmî yayın platformları: genchaberler.tr | genchaberler.com

Bu makale; doğrulanabilir kaynaklara, metin içi numaralandırılmış atıf sistemine ve akademik referanslara dayanılarak hazırlanmıştır.

Genç Haberler’de kaynakçasız içerik yayımlanmaz.

© Tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

────────────