Anasayfa / Genel / Türkiye’nin Değişen Gündemi ve Yeni Dengeler

Türkiye’nin Değişen Gündemi ve Yeni Dengeler

Screenshot

Sandığın, Sofranın ve Adaletin Ortak Mesajı

Cengiz Genç

Araştırmacı Yazar – Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist

Genç Haberler.com

Türkiye’nin bugünkü durumunu yalnızca bir partiye, bir lidere veya tek bir ekonomik karara bağlamak gerçeği eksik anlatır. Karşımızdaki tablo; uzun yıllara yayılan ekonomik tercihler, yönetim anlayışı, kurumsal zayıflama, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve hukuka duyulan güven kaybının ortak sonucudur.

Seçim anketleri, ekonomik göstergeler, vergi verileri ve belediyelere yönelik soruşturmalar birlikte okunduğunda aynı noktaya işaret etmektedir: Vatandaş yalnız geçim sıkıntısı yaşamamakta, aynı zamanda devletin ve siyasetin kendisine eşit davranıp davranmadığını da sorgulamaktadır.

Sandığın mesajı

“Yarın seçim olsa” araştırmaları birbirinden farklı oranlar verse de ortak bir eğilim göstermektedir: AK Parti geçmişteki güçlü seviyelerinin gerisinde seyrederken, CHP bazı anketlerde önceki dönemlere göre oy kaybı yaşamakta; yeni ve alternatif partiler ise dikkat çekici bir yükseliş göstermektedir. Kararsız seçmenlerin ağırlığının artması da siyasi rekabetin yeniden şekillendiğini ortaya koymaktadır.

Bu tablo, seçmen hareketliliğinin yalnızca partilerin kendi başarı veya başarısızlıklarıyla açıklanamayacağını göstermektedir. Hayat pahalılığı, emekli aylıkları, ücretlerin satın alma gücü, işsizlik, kira sorunu, belediyelerin performansı ve iktidar yorgunluğu seçmenin tercihinde etkili olmaktadır. Dolayısıyla mevcut eğilim, CHP’nin kesintisiz bir yükselişinden çok, seçmenin hem iktidar hem de ana muhalefet dışındaki yeni siyasi arayışlara yönelmeye başladığını göstermektedir.

Anketler kesin seçim sonucu değildir. Ancak farklı araştırmalarda benzer eğilimlerin görülmesi, seçmenin iktidara ciddi bir uyarı verdiğini göstermektedir.

Sofranın gerçeği

TÜİK’in 2025 verilerine göre en yüksek gelirli yüzde 20, toplam kullanılabilir gelirin yüzde 48’ini alırken en düşük gelirli yüzde 20’nin payı yüzde 6,4’te kalmıştır. En yüksek ve en düşük gelir grupları arasındaki fark 7,5 kata ulaşmıştır.[1]

Bu rakamların günlük hayattaki karşılığı daha açıktır: İşçi ücretini, emekli aylığını, çiftçi ürününün karşılığını, esnaf ise emeğinin kazancını enflasyona karşı koruyamamaktadır. Orta sınıf giderek daralırken barınma, gıda, ulaşım ve eğitim harcamaları aile bütçesinin büyük bölümünü tüketmektedir.

Gelir İdaresi Başkanlığının 2025 vergi rekortmenleri listesinde milyarlarca liralık gelir vergisi tahakkukları bulunmaktadır. Yüksek kazanç elde edenlerin vergilerini beyan etmeleri olumlu bir yurttaşlık görevidir.[2] Burada sorgulanması gereken zenginlik değil; millî gelirin, vergi yükünün ve kamu imkânlarının toplum kesimleri arasında adil dağıtılıp dağıtılmadığıdır.

Dar gelirli vatandaş tükettiği her üründe dolaylı vergi öderken ücretlinin vergisi kaynağında kesilmektedir. Bu nedenle vergi adaleti yalnız ne kadar vergi toplandığıyla değil, verginin kimden hangi ölçüde alındığıyla değerlendirilmelidir.

Siyasetin bilançosu

AK Parti’nin ilk dönemlerinde ekonomik istikrar, sağlık hizmetleri, ulaşım, altyapı, sosyal yardımlar ve savunma sanayisi alanlarında önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Bunları yok saymak tarafsızlıkla bağdaşmaz.

Ancak uzun iktidar dönemi içerisinde enflasyonun kalıcılaşması, liyakat tartışmaları, denetim mekanizmalarının zayıflaması, kamu harcamalarındaki şeffaflık sorunu ve eleştiriye karşı tahammülsüz bir siyasi dil toplumsal güveni aşındırmıştır. AK Parti’nin bugün karşılaştığı asıl sorun yalnız muhalefetin güçlenmesi değil, kuruluş dönemindeki adalet ve kalkınma iddiasıyla mevcut uygulamalar arasındaki mesafenin açılmasıdır.

MHP, terörle mücadele, millî birlik ve devletin devamlılığı konularında önemli bir sorumluluk üstlenmiştir. Devlet Bahçeli’nin kritik dönemlerdeki yapıcı ve devlet merkezli tutumu teslim edilmelidir. Bununla birlikte Cumhur İttifakı’nın ortağı olmak, başarıların yanında ekonomik ve hukukî sorunlar karşısında da siyasi sorumluluk doğurmaktadır. MHP’nin dar gelirli, emekli, çiftçi ve çalışan kesimlerin taleplerini iktidara daha güçlü biçimde taşıması beklenmektedir.

CHP ise yerel seçim başarısını kalıcı bir iktidar seçeneğine dönüştürmek zorundadır. Belediye başkanları hakkındaki iddialara yalnız “siyasi operasyon” diyerek karşılık vermek yeterli değildir. CHP kendi belediyelerinde şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik konusunda örnek olmakla yükümlüdür. Suç iddiası kim hakkında olursa olsun araştırılmalı; ancak kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadan hiç kimse suçlu ilan edilmemelidir.

DEM Parti bakımından da iki ilke birlikte korunmalıdır: Devlet, terörle ve kamu kaynaklarının örgütsel amaçlarla kullanılma ihtimaliyle tavizsiz mücadele etmelidir. Bununla beraber suçun şahsiliği, masumiyet karinesi ve seçmenin iradesi gözetilmeli; kayyum uygulaması olağan bir yönetim yöntemine dönüştürülmemelidir.

Adaletin terazisi

İçişleri Bakanlığının 17 Nisan 2026 itibarıyla açıkladığı rakamlara göre, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra 3.309 araştırma ve inceleme yürütülmüş; 1.535 dosyada soruşturma izni verilmiştir. Bunların 677’si AK Parti, 371’i CHP, 128’i MHP, 18’i DEM Parti ve 9’u İYİ Parti yönetimindeki belediyelerle ilgilidir. Aynı belediye hakkında birden fazla dosya bulunabildiği de özellikle belirtilmiştir.[3]

Bu veriler, “AK Parti ve MHP belediyeleri hakkında hiç soruşturma yapılmıyor” iddiasını doğrulamamaktadır. Fakat soruşturma izni sayıları, adaletin bütün partilere aynı şekilde uygulandığını kanıtlamaya da yetmez.

Gerçek karşılaştırma; kaç dosyanın operasyona, gözaltına, tutuklamaya, görevden uzaklaştırmaya, kayyum atanmasına, takipsizliğe, beraate veya mahkûmiyete dönüştüğü açıklanarak yapılabilir. Aynı nitelikteki iddialara farklı siyasi partiler bakımından farklı yöntemler uygulanıyorsa, toplumda seçici adalet kuşkusu doğması kaçınılmazdır.

Yönetimi el değiştiren belediyelerde yalnız yeni dönemin değil, önceki yönetimlerin işlemleri de zamanaşımı sınırları içinde incelenmelidir. Sayıştay ve mülkiye müfettişi denetimleri siyasi değişime göre değil, düzenli ve kesintisiz biçimde yürütülmelidir. Denetim rakibi cezalandırma aracı değil, kamu kaynağını koruma görevidir.

Sonuç: Türkiye’nin temel meselesi güven

Türkiye’yi bugünkü noktaya getiren temel sorun yalnız ekonomi değildir. Ekonomik sıkıntı vatandaşın sofrasını küçültürken adalet ve yönetim tartışmaları devlete duyulan güveni zayıflatmıştır. Muhalefetin yükselişi de bu iki gelişmenin birleşmesinden doğmaktadır.

Türkiye’nin çıkış yolu iktidarın veya muhalefetin birbirini tasfiye etmesi değildir. İhtiyaç duyulan; kim yönetirse yönetsin aynı hukukla bağlı olması, kamu kaynaklarının açık biçimde denetlenmesi, vergi yükünün mali güce göre dağıtılması ve üreten kesimlerin millî gelirden hak ettiği payı almasıdır.

Yolsuzluk yapanın partisine bakılmadan hesabı sorulmalıdır. Ancak soruşturma, siyasi rakibi etkisizleştirmenin aracına dönüştürülmemelidir. AK Partiliye, MHP’liye, CHP’liye ve DEM Partiliye aynı kanun, aynı usul ve aynı adalet uygulanmalıdır.

Çünkü Türkiye’nin gerçek meselesi yalnız kimin iktidara geleceği değildir. Asıl mesele, iktidara gelen herkesin hukukla bağlı kalıp kalmayacağıdır.

Kaynaklar

[1] TÜİK, Türkiye İstatistikleri 2025 – Gelir ve Yoksulluk Göstergeleri.

[2] Gelir İdaresi Başkanlığı, 2025 Vergilendirme Dönemi Gelir Vergisi Türkiye Geneli İlk 100 Sıralaması.

[3] İçişleri Bakanlığı tarafından 17 Nisan 2026 itibarıyla açıklanan belediye incelemeleri ve soruşturma izinlerinin siyasi partilere göre dağılımı.

[4] T.C. Anayasası, 38, 73 ve 127’nci maddeler.

[5] Sayıştay Başkanlığı, belediyelere ilişkin düzenlilik denetimi raporları ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu.

Cevap bırakın