NÜKLEER SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ ÇIĞLIK: 12 GÜNLÜK SAVAŞTA KİM NEYİ KAZANDI?

ARAŞTIRMACI YAZAR: CENGİZ GENÇ

21. yüzyıl savaşları artık meydanlarda değil; masa başında, ekranlarda ve ekonomik göstergelerde yaşanıyor. 2025 Haziran’ında başlayan 12 günlük İran–İsrail savaşı da bu gerçekliğin kanıtıydı. Görünürde füze saldırıları, hava operasyonları ve nükleer tesis hedeflemeleri vardı. Ancak derin planda; enerji koridorları, seçim hesapları, jeopolitik denge testleri ve algı savaşları işliyordu.

Bu çatışmanın perde arkasını en net biçimde görenlerden biri, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli oldu. Açıklamalarında sıkça altını çizdiği gibi:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, birliği, egemenliği ve tarihi müktesebatı her türlü mülahaza ve mütalaanın üstündedir.”

Bu vurgunun sadece içerideki değil, dış politikadaki gelişmeleri de doğrudan okuyan bir devlet aklının ürünü olduğu açıktır.

1. NÜKLEER TEHDİT DEĞİL, ALGI OPERASYONU

İsrail’in İran’ın Fordow, Natanz ve İsfahan’daki nükleer tesislerini hedef alması, nükleer bir savaşın eşiğine gelindiği algısını oluşturdu. Ancak gerçek amaç, İran’ın “nükleer silaha ulaşan ülke” imajını köpürterek uluslararası toplumun dikkatini belirli bir hatta odaklamaktı.

İsrail için bu operasyonlar, caydırıcılık değil; içeride siyasi denge sağlama aracıydı. İran ise bu oyunu tersine çevirdi. NPT’den çekilme resti, pazarlık gücünü artırma stratejisiydi. Bahçeli’nin şu sözü, bu tür senaryoların merkezinde kimin hedef alındığını ortaya koymaktadır:

“Irak, Suriye ve İran’dan sonra hangi ülkenin gündemde olacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yoktur.”

Bu açık hedef Türkiye’dir. Ve Türkiye, bu suni krizleri öngörebilen, tarihsel refleksi yüksek bir devlettir.

2. İRAN’DAKİ ÇATIŞMA: SADECE SAVAŞ DEĞİL, REJİM İÇİ HESAPLAŞMA

Savaş sadece İran’ın dış politikasında değil, iç siyasetinde de fay hatlarını tetikledi. Devrim Muhafızları savaş yanlısı bir çizgi izlerken, reformist blok ve sivil bürokrasi ekonomik çöküşü ön plana alarak ateşkesi savundu. Halk ise Tahran sokaklarında “Savaşa Hayır” diye haykırdı, ama bastırıldı.

Bu durumun sadece İran’a özgü olmadığını ifade eden Bahçeli, iç dinamiklerin küresel tasarımlarla çatıştığını şu cümleyle özetlemiştir:

“Mazlum milletlerin mukadderatına kast eden, iradelerine ipotek koyan, kimlik ve kültürlerini yok sayan bir dayatma siyaseti her cephede sinsice devrededir.”

İran bu dayatmanın ilk halkasıydı. Türkiye ise sıraya alınmış ülke olarak teyakkuzdadır.

3. ABD’NİN DİPLOMASİ GİBİ SUNULAN SEÇİM HAMLESİ

Donald Trump’ın ani ateşkes açıklaması barış için değil, seçime yönelikti. Enflasyonla boğuşan, işsizlikle mücadele eden ABD için dış başarı hikâyesi gerekiyordu. İsrail’e “vur ama abartma”, İran’a “karşılık ver ama nükleer sınırı geçme” mesajı bu planın parçasıydı.

Bahçeli bu stratejiyi, “kurallara dayalı sistem” bahanesiyle işlenen küresel adaletsizliğin aracı olarak değerlendirir:

“Kurallara dayalı uluslararası sistemden kasıt; mazlumlara zulüm, müstekbirlere çıkar sağlama çabasıdır.”

ABD’nin bu planı da tam olarak budur. Barışı değil, krizi yönetmek isteyen emperyal akıl, Ortadoğu’yu seçim arenasına çevirmiştir.

4. KÜRESEL EKONOMİDE MANİPÜLASYONUN SAVAŞI

12 günlük savaş, enerji ve emtia piyasalarında şok etkisi yarattı:

• Brent petrol 89 dolardan 104 dolara çıktı.

• Altın, 2300’den 2480 dolara yükseldi.

• Küresel borsa endeksleri %3 değer kaybetti.

ABD ve Çin, eş zamanlı olarak stratejik petrol rezervlerini devreye sokarak fiyatları kontrol altına aldı. Ancak savunma sanayine yatırım yapan şirketler (örneğin Raytheon, Lockheed Martin), %12–18 arası değer kazandı.

Bu süreci “ticari kâr” zannedenlere Bahçeli şu cevabı verir:

“İnsanlık bir yanda açlıkla kıvranırken, bir yanda servet dağları kuranlar utanmadan barıştan söz ediyorlar.”

Çünkü savaş sadece askeri değildir; servet biriktirme operasyonudur.

5. TÜRKİYE’YE KARŞI ÖRTÜLÜ MESAJLAR

İsrail’in nükleer kriz bahanesiyle İran’a saldırması, gerçekte Türkiye’ye bir mesajdır: “Bölgesel liderliğe soyunma, seni de sıraya koyarız.” Bu örtülü mesaj, kamuoyu önünde değil, stratejik düzlemde verildi. Ancak Türkiye, bu mesajı almakla kalmadı; siyasi ve askeri dengesini çoktan kurdu.

Devlet Bahçeli’nin bu tehdide verdiği tarihsel karşılık şudur:

“Kalkan değil, gerektiğinde kılıç oluruz.”

Bu ifade, Türkiye’nin artık edilgen değil; gerektiğinde oyun kuran bir aktör olduğunu gösteren net bir ifadedir. Sadece savunmayan, gerektiğinde düşmanı kaynakta karşılayan bir anlayışın özetidir.

6. SONUÇ: GÖRÜNMEYEN CEPHENİN ASKERLERİ

12 gün süren savaşta görünen sadece bombalar, tanklar ve roketlerdi. Asıl savaş, bilgiyle, veriyle, ekonomiyle ve toplumsal algıyla yürütüldü. Ve bu savaşta kazananlar;

• Silah üreticileri,

• Yapay zekâ destekli istihbarat firmaları,

• Petrol ve enerji kartelleri oldu.

Türkiye bu tabloyu sadece izleyen değil; okuyan, anlamlandıran ve buna göre saf tutan bir devlet olarak sürece dâhil oldu. Çünkü Bahçeli’nin şu sözü, bu makalenin özüdür:

“Türkiye Cumhuriyeti bir figüran değil, küresel denklemde ana aktördür.”

Kaynakça:

• MHP Resmî Açıklamaları – 6 Temmuz 2025

• Anadolu Ajansı, “İran–İsrail Savaş Güncesi”, 13–24 Haziran 2025

• Al Jazeera, The Guardian, Bloomberg, WSJ savaş analizleri

• Financial Times, “Middle East Conflict and Market Reactions”, 25.06.2025