Araştırmacı Yazar: Cengiz Genç
⸻
Giriş
Son dönemde Kanada Parlamentosu’na sunulan ve Türkiye’yi Kıbrıs’ı “işgal” etmekle suçlayan yasa tasarısı, gerek tarihî gerçeklikten, gerekse uluslararası hukukun temel ilkelerinden uzak, politik saiklerle hazırlanmış bir metin olarak dikkat çekmektedir. Söz konusu tasarının barındırdığı iddialar, yalnızca Türkiye’nin değil, aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının meşru haklarına ve tarihî hafızasına da ağır bir saldırı teşkil etmektedir. Bu nedenle, bu makale Kıbrıs Barış Harekâtı’nın neden zorunlu hale geldiğini tarihî, hukuki ve insani boyutlarıyla ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.
⸻
Tez: Kıbrıs Barış Harekâtı Uluslararası Hukuka ve Garantörlük Anlaşmalarına Dayalı Meşru Bir Müdahaledir
1960 yılında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık tarafından imzalanan Londra-Zürih Antlaşmaları, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve bu devletin anayasal düzeninin üç garantör ülkenin müşterek teminatı altında olmasını öngörmüştür. Bu antlaşmalar çerçevesinde her garantör devletin Kıbrıs’taki anayasal düzen tehdit edildiğinde müdahale hakkı mevcuttur. 15 Temmuz 1974’te Yunanistan destekli EOKA-B unsurlarının gerçekleştirdiği darbe, adanın Yunanistan’a ilhakı (ENOSİS) amacına matuf anayasal bir yıkımı temsil etmiş ve Kıbrıs Türklerini fiilen hedef almıştır. Bu durum, Türkiye’nin garantörlük haklarını kullanmasını hukuken zorunlu ve meşru kılmıştır.
⸻
Antitez: Türkiye’nin Müdahalesinin “İşgal” Olarak Nitelendirilmesi Gerçeği Yansıtmaz
Uluslararası bazı çevreler ve parlamentolar tarafından Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs’a yaptığı müdahalenin “işgal” olarak tanımlanması tarihî bağlamdan ve uluslararası hukuk bilgisinden yoksun bir tutumdur. Eğer söz konusu müdahale bir işgal olsaydı, bu sadece Türkiye’yi değil, aynı zamanda darbenin arkasında yer alan Yunanistan’ı da kapsamalıydı. BM Güvenlik Konseyi kararlarında yer alan “adadaki tüm yabancı kuvvetlerin çekilmesi” ifadesi, yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri’ne değil, Yunan askeri varlığına da yöneliktir. Ne var ki, dönemin Rum lideri Makarios’un dahi BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada darbenin Yunanistan destekli olduğunu açıklaması, işgal suçlamasının mantıksal tutarsızlığını açıkça ortaya koymaktadır.
⸻
Sentez: Harekât, Katliamları Önlemiş ve 51 Yıllık Fiili Barışı Sağlamıştır
Kıbrıs Barış Harekâtı, yalnızca uluslararası hukuk açısından değil, insani müdahale (humanitarian intervention) kavramı bağlamında da meşrudur. 1963-1974 arasında Rum çeteleri tarafından Kıbrıs Türklerine yönelik gerçekleştirilen sistematik saldırılar, toplu katliamlar ve etnik temizlik girişimleri, EOKA-B’nin niyetlerini açıkça ortaya koymuştur. İngiliz gazeteci René Malcolm’un Lefkoşa’daki Türk mahallesinde gözlemlediği toplu katliamlar ve Grivas’ın yardımcısı Azinas’ın biyolojik savaş talebine dair ifşaları, müdahalenin insani boyutunu teyit etmektedir.
Barış Harekâtı neticesinde Kıbrıs’ta 1974’ten günümüze kadar süren fiilî bir barış ortamı sağlanmış ve Türkler ile Rumlar kendi bölgelerinde güvenlik içinde yaşamayı sürdürmüştür. Bu gerçeklik, müdahalenin yalnızca geçmişteki bir zorunluluk değil, bugünkü barış ortamının da teminatı olduğunu göstermektedir.
⸻
Tarihî Arka Planın Unutulmaması Gereklidir
Kıbrıs, Osmanlı Devleti tarafından 1571 yılında fethedilmiş ve 307 yıl boyunca Türk egemenliğinde kalmıştır. Bu dönemde adadaki halklar sulh ve sükûn içinde yaşamıştır. İngiliz seyyah Hepworth Dixon’un “British Cyprus” adlı eserinde Osmanlı idaresinin köylere tanıdığı özerklik ve halkın seçme hakkına sahip olması, bugün “Batı demokrasisi” diye adlandırılan sistemlerin birçok unsurunun Osmanlı Kıbrıs’ında zaten mevcut olduğunu göstermektedir.
Yunanistan’ın 20. yüzyılda Kıbrıs’ı ilhak etme hayaliyle yürüttüğü ENOSİS politikası ise hem Kıbrıs’ın çok kültürlü yapısını hem de Türk toplumunu yok saymıştır. 1950’lerde Yunan Albay Grivas’ın liderliğinde kurulan EOKA örgütü, hem İngiliz yönetimine hem de Türk halkına karşı terör eylemleri düzenlemiş, köyleri yakmış, halkı katletmiştir. Bu örgütün liderinin Atina’dan biyolojik silah ve arsenik istemesi, söz konusu mücadelenin ne denli etnik temizlik niteliğinde olduğunu göstermektedir.
⸻
Sonuç
Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı ne bir yayılmacılık ne de işgal hareketidir. Aksine bu harekât, tarihî, hukuki ve insani gerekçelere dayanan meşru bir müdahaledir. 1960 Anayasası ve Londra-Zürih Antlaşması çerçevesinde uluslararası hukuk tarafından tanınan garantörlük hakkı, sadece kâğıt üzerinde kalmamış, 1974 yılında Kıbrıs Türk halkının yaşam hakkını koruyan fiilî bir müdahaleye dönüşmüştür.
Kanada Parlamentosu’nun, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı “işgal” olarak niteleyen bu gerçek dışı yasa tasarısını reddederek, Türkiye ile Kanada arasındaki dostane ilişkilerin ve çok kültürlü toplum yapısının korunmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.
⸻
Kaynakça
• Dixon, H. (1879). British Cyprus. London: Chapman & Hall.
• Oberling, P. (1982). The Road to Bellapais. New York: Columbia University Press.
• Gibbons, H. S. (1997). The Genocide Files. London: Elek Books.
• Fein, B. (2023). Lies, Damn Lies, and Netflix’s Famagusta. Washington Legal Foundation.
• Churchill, W. (1907). Kıbrıs Üzerine Açıklamalar, British Archives.
• Daily Express (28 Aralık 1963). Lefkoşa’dan Saha Raporu – Malcolm & McGeachie.
• Il Giorno (14 Ocak 1964). Giorgio Bocca’nın Kıbrıs Gözlemleri.
• BM Güvenlik Konseyi Tutanakları, 19 Temmuz 1974. Makarios’un Konuşması.
• Londra-Zürih Antlaşmaları, 1959–1960.
