Anasayfa / Genel / İSTANBUL’UN FETHİ: ASKERÎ ZAFERDEN MEDENİYET İNŞASINA ŞEHZADELERDEN DEVLETİN GELECEĞİNE

İSTANBUL’UN FETHİ: ASKERÎ ZAFERDEN MEDENİYET İNŞASINA ŞEHZADELERDEN DEVLETİN GELECEĞİNE

Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist Cengiz Genç

genchaberler.com| genchaberler.tr

İSTANBUL’UN FETHİ: ASKERÎ ZAFERDEN MEDENİYET İNŞASINA

Screenshot

TRABZON’DAN ANADOLU BİRLİĞİNE, ŞEHZADELERDEN DEVLETİN GELECEĞİNE

Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist Cengiz Genç

Screenshot

genchaberler.com| genchaberler.tr

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in önündeki mücadele sona ermemiş, aksine yeni bir safhaya geçmiştir. Çünkü fethedilen bir şehrin korunması, onu yaşatacak devlet düzeninin kurulması ve geleceğin hazırlanması en az fetih kadar önemliydi.

Screenshot

1. FATİH’İN ÇADIRINDA: GERİ DÖNELİM Mİ, DEVAM EDELİM Mİ?

Trabzon Seferi sırasında Osmanlı ordusunun karşılaştığı en büyük düşman yalnızca Trabzon Rum İmparatorluğu değildi.

Karşılarında geçit vermeyen dağlar, yoğun ormanlar, dar vadiler ve ağır iklim şartları bulunuyordu. Günler süren yürüyüşler sırasında topların taşınması güçleşiyor, ikmal yolları uzuyor ve ordunun ilerleyişi yavaşlıyordu [1].

Screenshot

Bazı tarihî kaynaklarda, seferin zorlukları karşısında devlet adamlarının harekâtın yeniden değerlendirilmesini tavsiye ettikleri aktarılmaktadır [2].

Ancak Fatih Sultan Mehmet meseleye farklı bakıyordu.

Onun gözünde Trabzon yalnızca bir şehir değildi.

Trabzon, Bizans’ın Karadeniz’deki son siyasî mirasıydı. Eğer bu yapı yaşamaya devam ederse gelecekte Osmanlı Devleti’nin doğu ve kuzey güvenliği yeniden tehdit altına girebilirdi [3].

Screenshot

Bu nedenle Fatih geri dönüş seçeneğini kabul etmedi.

Onun kararı yalnız o günün şartlarını değil, gelecek nesillerin güvenliğini de düşünerek verilmiş stratejik bir karardı.

Bu kararın sonucunda Trabzon teslim olmuş ve Karadeniz’in doğusundaki son Bizans devleti tarih sahnesinden çekilmiştir [4].

Trabzon’un fethiyle birlikte Osmanlı Devleti yalnızca yeni bir şehir kazanmamış, aynı zamanda Karadeniz’in doğusundaki önemli bir stratejik tehdidi de ortadan kaldırmıştır.

Screenshot

2. ŞEHZADELERİN YETİŞTİRİLMESİ: İMPARATORLUĞUN GELECEĞİNE YATIRIM

Fatih Sultan Mehmet’in üzerinde düşündüğü meselelerden biri de devletin kendi ölümünden sonra nasıl yönetileceğiydi.

Bu nedenle Fatih yalnız savaş meydanlarıyla ilgilenmemiş; oğulları Şehzade Mustafa, Şehzade Bayezid ve Şehzade Cem’in eğitimlerine de büyük önem vermiştir [5].

Osmanlı sisteminde şehzadeler küçük yaşlardan itibaren sancaklara gönderiliyor, halkla temas kuruyor, devlet yönetimini öğreniyor ve askerî tecrübe kazanıyordu [6].

Şehzade Mustafa cesareti ve askerî yetenekleriyle öne çıkmış; birçok tarihçi tarafından geleceğin padişahı olarak görülmüştür. Ancak genç yaşta vefat etmesi Osmanlı tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur [7].

Screenshot

Şehzade Bayezid ise Amasya’da uzun yıllar görev yaparak idarî tecrübe kazanmış ve daha sonra Osmanlı tahtına çıkmıştır [8].

Şehzade Cem ise ilim ve kültüre olan ilgisiyle dikkat çekmiş; Fatih’in vefatından sonra başlayan Bayezid-Cem mücadelesi Osmanlı tarihinin en önemli taht krizlerinden biri hâline gelmiştir [9].

Bu gelişmeler göstermektedir ki Fatih Sultan Mehmet yalnız bugünün savaşlarını kazanmaya çalışmıyordu.

O aynı zamanda geleceğin hükümdarlarını yetiştiriyor ve kurduğu devletin devamlılığını sağlamaya çalışıyordu.

3. KARAMANOĞULLARI VE ANADOLU’NUN SON DÜĞÜMÜ

Fatih Sultan Mehmet’in önündeki önemli meselelerden biri de Anadolu’daki siyasî birliğin kesin olarak sağlanmasıydı.

Karamanoğulları Beyliği uzun yıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin Anadolu’daki en önemli rakiplerinden biri olmuştur [10].

Zaman zaman Memlûkler ve çeşitli dış güçlerle ilişki kuran Karamanoğulları, Osmanlı yönetiminin Anadolu’daki bütünleşme politikalarını zorlaştırmıştır [11].

Fatih Sultan Mehmet bu sorunu yalnız askerî yöntemlerle çözmeye çalışmamış; diplomasi, idarî düzenlemeler ve siyasî denge politikalarını da kullanmıştır [12].

Çünkü onun açısından Anadolu’nun birliği yalnızca toprak kazanımı değil; İstanbul merkezli yeni devlet düzeninin güvence altına alınması anlamına geliyordu.

Bu nedenle Karamanoğulları meselesi, İstanbul’un fethinden sonra yürütülen devlet inşa sürecinin en önemli halkalarından biri olarak değerlendirilmelidir.                               4. SAVAŞLARIN GÖRÜNMEYEN CEPHESİ

Screenshot

Fatih Sultan Mehmet dönemindeki mücadeleler yalnız meydan savaşlarından ibaret değildi.

Trabzon’un sarp dağlarında, Bosna ve Hersek’in vadilerinde, Arnavutluk’un geçit vermeyen arazilerinde Osmanlı ordusu yalnız düşman kuvvetleriyle değil; coğrafya, iklim, lojistik ve zaman zaman siyasî belirsizliklerle de mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Bazı kroniklerde yerel kuvvetlerin geçitlerde kurduğu pusular, ikmal hatlarına yönelik baskınlar ve haberleşmeyi kesmeye yönelik girişimler anlatılmaktadır [13].

Bu durum göstermektedir ki Osmanlı zaferlerinin arkasında yalnız askerî güç değil; sabır, organizasyon, istihbarat ve stratejik planlama da bulunmaktadır.

Özellikle Trabzon Seferi, Bosna harekâtları ve Otlukbeli öncesindeki diplomatik gelişmeler incelendiğinde Fatih Sultan Mehmet’in yalnız savaş meydanlarını değil, savaşın perde arkasındaki siyasî ve psikolojik boyutları da yönettiği görülmektedir.

Bu nedenle Fatih dönemi savaşları, modern askerî literatürde yalnız askerî operasyonlar olarak değil; çok boyutlu stratejik mücadeleler olarak değerlendirilmektedir.

Screenshot

5. SON STRATEJİK DEĞERLENDİRME

Fatih Sultan Mehmet’in tarihî büyüklüğü yalnız İstanbul’u fethetmesinde aranırsa eksik bir değerlendirme yapılmış olur.

Çünkü onun asıl başarısı; fethettiği şehri koruyacak devleti kurabilmesinde, devleti yaşatacak kurumları oluşturabilmesinde ve geleceği yönetecek kadroları yetiştirebilmesinde yatmaktadır.

Trabzon’un dağlarından Karamanoğulları meselesine, şehzadelerin eğitiminden Anadolu’nun siyasî birliğine kadar uzanan süreç; Fatih Sultan Mehmet’in yalnız bir komutan değil, aynı zamanda bir devlet mimarı olduğunu göstermektedir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında görülmektedir ki Fatih Sultan Mehmet yalnız İstanbul’u fethetmemiştir.

İstanbul’u koruyacak imparatorluğu, imparatorluğu yaşatacak kurumları ve kurumları yönetecek insanları da inşa etmiştir.

İşte onu dünya tarihinin en büyük hükümdarları arasına taşıyan temel unsur budur.

SONUÇ

Fatih Sultan Mehmet’in büyüklüğü yalnızca İstanbul’u fethetmesinde değil; fetih sonrasında ortaya çıkan yeni düzeni koruyabilmesinde yatmaktadır.

Trabzon’un sarp dağlarından Anadolu’nun siyasî birliğine, şehzadelerin eğitiminden devlet kurumlarının güçlendirilmesine kadar uzanan süreç, onun yalnızca bir komutan değil; aynı zamanda güçlü bir devlet kurucusu olduğunu göstermektedir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında görülmektedir ki Fatih Sultan Mehmet yalnız İstanbul’u fethetmemiştir.

İstanbul’u koruyacak imparatorluğu, imparatorluğu yaşatacak kurumları ve kurumları yönetecek insanları da inşa etmiştir.

KAYNAKÇA

[1] Kritovulos, Fatih Sultan Mehmed Tarihi
[2] Franz Babinger, Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı
[3] Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar
[4] Steven Runciman, The Fall of Constantinople 1453
[5] Tursun Bey, Tarih-i Ebü’l-Feth
[6] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi
[7] Feridun M. Emecen, Fetih ve Kıyamet: 1453
[8] İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek
[9] Colin Imber, The Ottoman Empire 1300–1650
[10] Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye
[11] Stanford J. Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey
[12] Heath W. Lowry, The Nature of the Early Ottoman State