Anasayfa / Genel / NANKÖRLÜĞÜN KUYUSU, VEFANIN MERDİVENİ

NANKÖRLÜĞÜN KUYUSU, VEFANIN MERDİVENİ

NANKÖRLÜĞÜN KUYUSU, VEFANIN MERDİVENİ

Screenshot

İşi Düşünce Tatlı Dil, İşi Bitince Taş Atan İnsan

İnsan, Kimin İçin Su Taşıdığını Bazen Kuyuda Anlar

Screenshot

Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist / Yazar Cengiz Genç

Genç Haberler Dijital Yayın Ağı

genchaberler.tr / genchaberler.com

Screenshot

Giriş: Kuyuya Düşen Eşek ve İnsanlığın Vefa İmtihanı

Hayat bazen en ağır derslerini en sade hikâyelerin içine saklar. Bir köy, bir kuyu, bir eşek ve birkaç avuç toprak… İlk bakışta sıradan bir halk anlatısı gibi görünen bu hikâye, aslında insan karakterinin, vefa duygusunun, nankörlüğün ve menfaat ilişkilerinin en yalın aynalarından biridir [1][8][9].

Anlatılır ki bir köyde, köy halkının ortak kullandığı bir eşek varmış. Köyde su yokmuş. Su, köyden uzakta bulunan bir pınardan taşınırmış. Bu eşeğin sırtına sabah erkenden sakalar vurulur, bidonlar yüklenir, köyün su ihtiyacı onun emeğiyle karşılanırmış. Kimin suya ihtiyacı varsa eşeği alır, pınara gider, bidonları doldurur, köye getirirmiş. Sonra bir başkası alır, aynı yolu tekrar gidermiş.

Gün boyunca eşek gider gelir; susuz evlere su taşır, yorgun insanlara kolaylık sağlar, köyün günlük hayatını ayakta tutarmış. Kimsenin kapısını boş bırakmaz, kimsenin ihtiyacına sırtını dönmezmiş. Köydeki herkes onun emeğinden faydalanır; fakat kimse onun yorgunluğunu, sessizliğini ve taşıdığı yükün ağırlığını düşünmezmiş.

Bir sabah köylüler kalkmışlar ki eşek kör bir kuyuya düşmüş. Yıllarca köye su taşıyan, herkesin yükünü çeken, herkesin ihtiyacına koşan o hayvan artık kuyunun dibindeymiş. Köylüler kuyunun başına toplanmışlar. Fakat onu kurtarmayı düşünmek yerine şöyle demişler:

Sonunda bir de bakmışlar ki öldürmek istedikleri eşek kuyudan çıkmış. Etrafına bakmış, kendisine taş atan köylüleri görmüş, arka ayaklarıyla tekme savurmuş ve o köyü terk edip gitmiş.

“Bu eşek artık yaşlandı. Zaten işimize de yaramaz. Kuyuda ölürse kokar, bizi rahatsız eder. En iyisi üstünü toprakla kapatalım.”

Böylece yıllarca sırtında su taşıdığı köy, o eşeğin üstüne taş, toprak ve kum atmaya başlamış. Fakat eşek, üzerine atılan her toprağı silkmiş, ayağının altına almış. Köylüler attıkça o yükselmiş. Toprak çoğaldıkça kuyu dolmuş. Kuyu doldukça eşek yukarı çıkmış.

Bu hikâye yalnızca bir eşeğin kuyudan çıkış hikâyesi değildir. Bu hikâye, iyilikle menfaat arasındaki ince çizgiyi; vefa ile nankörlük arasındaki derin uçurumu; insanın işi düşene kadar gösterdiği tatlı dil ile işi bittikten sonra sergilediği taş atan karakter arasındaki acı gerçeği anlatır.

Çünkü bazı insanlar vardır; sırtında su taşıdığın gün seni sever, kuyuya düştüğün gün üstüne toprak atar.

Tez: Nankörlük, İnsan Hafızasının Ahlaki Çöküşüdür

Nankörlük, yalnızca yapılan iyiliği unutmak değildir. Nankörlük, insanın kendisine uzanan eli inkâr etmesidir. Zor zamanında kapısını çaldığı insanı, işi bittikten sonra yok saymasıdır. Bir dönem “abi”, “kardeşim”, “büyüğüm” dediği kişiye, menfaati tamamlandıktan sonra sırtını dönmesidir. Türkçede vefa, sadakat ve hatır bilme anlam alanıyla; nankörlük ise yapılan iyiliği inkâr etme ve kıymet bilmeme tutumuyla ilişkilidir [1].

Hayatta bazı insanlar vardır; işleri düşene kadar dilleri baldan tatlıdır. Bir kapı açılacaksa hürmetkârdırlar. Bir iş bulunacaksa mahcupturlar. Bir bürokrat aranacaksa saygılıdırlar. Bir komutanla görüşülecekse minnettardırlar. Bir mesele çözülecekse sabah akşam ararlar, hâl hatır sorarlar, dualar ederler.

Fakat işleri görülüp yolları açılınca, aynı insanların bir kısmı hafızasını kaybeder. Dün minnetle andığı kişiyi bugün yok sayar. Dün kapısında beklediği insanı bugün sıradanlaştırır. Dün “senden Allah razı olsun” dediği kişiyi bugün “zaten olacaktı” diyerek silmeye çalışır.

İnsanın gerçek karakteri, ihtiyaç zamanında değil, işi bittikten sonra belli olur. Çünkü ihtiyaç anında herkes edepli görünür. Yardım bekleyen herkes mütevazı konuşur. Bir kapı arayan herkes saygılı davranır. Asıl ölçü, iş görüldükten sonra başlar. İnsan, işi bittikten sonra da aynı saygıyı koruyorsa vefalıdır. Yükseldikten sonra geçmişini inkâr etmiyorsa karakter sahibidir.

Bu yüzden nankörlük, sıradan bir unutkanlık değildir. Nankörlük, insan hafızasının ahlaki çöküşüdür. Çünkü hafızasını kaybeden insan sadece geçmişini unutmaz; kendisini insan yapan değerleri de kaybeder.

Screenshot

Antitez: İyilik Karşılık Beklenerek Yapılmaz; Fakat İnkâr Edilerek de Kirletilmez

Elbette iyilik, karşılık beklenerek yapılmaz. İnsan birine yardım ettiğinde bunu bir gün kendisine dönsün diye yapmamalıdır. İyilik, pazarlık konusu değildir. Vefa, zorla alınacak bir borç senedi değildir. Yardım etmek, insanın vicdanından, inancından, ahlakından ve merhametinden doğan asil bir davranıştır. Ahlak felsefesinde erdem, insanın karakterinde yerleşen ve davranışlarını yönlendiren temel değerlerden biri olarak ele alınır [5].

Screenshot

Fakat iyiliğin karşılık beklemeden yapılması, iyilik gören kişiye nankörlük etme hakkı vermez. Bir iyiliği başa kakmak ne kadar yanlışsa, o iyiliği inkâr etmek de o kadar yanlıştır. İyilik başa kakılınca küçülür; fakat inkâr edilince insanlık yara alır.

Vefa, yapılan iyiliğin bedelini ödemek değildir. Vefa, yapılan iyiliğin hatırasını kirletmemektir. Vefa, bir insanın zor zamanında yanında duran kişiyi, rahat zamanında yok saymamaktır. Vefa, “ben bugün buradaysam, dün bana omuz verenleri unutmamalıyım” diyebilmektir.

Screenshot

Bir toplumda iyilik yapanlar sürekli kırılır, iyilik görenler sürekli inkâr ederse; bir süre sonra insanlar birbirine yardım etmekten çekinmeye başlar. “Nasıl olsa unutacak”, “nasıl olsa inkâr edecek”, “nasıl olsa işi bitince aramayacak” düşüncesi yayılır. Bu düşünce yayıldığında ise toplumun dayanışma damarları kurur. Toplumları ayakta tutan görünmez bağlardan biri de güven, dayanışma ve ortak ahlak duygusudur [2][3][4].

Screenshot

Sentez: Kalp İyilikten Vazgeçmemeli, Akıl İnsan Okumaktan Geri Durmamalıdır

Hayatın bize öğrettiği en önemli derslerden biri şudur: İyilikten vazgeçmeyeceğiz; fakat insanı da okuyacağız. Kalbimizi taşlaştırmayacağız; ama aklımızı da devreden çıkarmayacağız. Herkese kinle bakmayacağız; fakat herkesi de aynı gönül defterinin baş köşesine yazmayacağız.

Screenshot

Çünkü her “abi” diyen kardeş değildir. Her “Allah razı olsun” diyen vefa sahibi değildir. Her mahcup görünen insan samimi değildir. Her ihtiyaç sahibi görünen kişi, işi bittikten sonra karakterli davranmayabilir. İnsan bazen en çok yardım ettiği kişiler tarafından unutulur. En çok emek verdiği insanlar tarafından yok sayılır. En çok kapı açtığı insanlar tarafından geride bırakılır.

Bu acı bir gerçektir; fakat insanı iyilikten soğutmamalıdır. Çünkü bir insanın nankör çıkması, yapılan iyiliğin değerini düşürmez. İyiliğin değeri, iyilik görenin karakterine göre belirlenmez. İyilik, onu yapanın kalitesini gösterir; nankörlük ise onu inkâr edenin seviyesini ortaya koyar.

Screenshot

Merhamet insanı iyiliğe yöneltir; feraset ise kime, ne zaman, ne kadar ve hangi sınırda iyilik yapılacağını öğretir. Merhametsiz insan katılaşır; ferasetsiz insan ise sürekli incinir. Bu yüzden kalp iyilikten vazgeçmemeli; fakat akıl da insan okumaktan geri durmamalıdır.

Screenshot

Analiz: İnsan, Kimin İçin Su Taşıdığını Bazen Kuyuda Anlar

Kuyu, bu hikâyede yalnızca toprağın içinde açılmış karanlık bir boşluk değildir. Kuyu, insanın zor zamanıdır. Kuyu, hastalık günüdür. Kuyu, yalnız kaldığı andır. Kuyu, aranmamaktır. Kuyu, unutulmaktır. Kuyu, yıllarca emek verdiği insanların sessizliğini görmektir. Kuyu, insanın “Ben bunca zaman kimin için su taşıdım?” diye kendi içine sorduğu derin sorudur.

İnsan, kimin için su taşıdığını bazen kuyuda anlar.

Çünkü insan güçlü olduğu zaman etrafı kalabalıktır. Kapısı çalınır, telefonu susmaz, adı anılır, sözü dinlenir. İnsan birilerine fayda sağladığı sürece kıymetli görünür. Bir iş çözüyorsa aranır. Bir kapı açıyorsa hatırlanır. Bir bağlantı kuruyorsa saygı görür. Birilerine imkân sunuyorsa etrafında kalabalık oluşur.

Screenshot

Fakat insan bir gün yorulduğunda, hastalandığında, yazamadığında, arayamadığında, kapı açamadığında, birilerine fayda sağlayamadığında gerçek tablo ortaya çıkar. İşte o zaman kimlerin vefalı, kimlerin menfaatçi olduğu anlaşılır. Kimlerin dost, kimlerin seyirci olduğu görülür. Kimlerin insanı insan olduğu için sevdiği, kimlerin sadece işine yaradığı için yanında durduğu belli olur.

Screenshot

Kuyuya düşmeden önce herkes yol arkadaşı görünür. Kuyuya düştüğünde ise kimin dost, kimin seyirci, kimin de üzerine toprak atan olduğu anlaşılır.

Bu nedenle zor zamanlar sadece acı vermez; aynı zamanda insanı aydınlatır. Hastalık, yalnızlık, unutulmuşluk ve kırgınlık bazen insanın gözünü açar. İnsan o günlerde dost listesini yeniden yazar. Gönül defterini yeniden düzenler. Kimin adını baş köşeye, kimin adını kenara, kimin adını da tamamen dışarıya koyacağını öğrenir.

Screenshot

Yazarın Stratejik Analizi: Ömrün Kubbesinde Vefa Muhasebesi

Bu makale, yalnızca bir halk hikâyesinin yorumundan ibaret değildir. Bu metin, on sekiz yaşında şiirle başlayan; şiiri zamanla köşe yazısına, köşe yazısını araştırmacı yazarlığa, araştırmacı yazarlığı ise stratejik analiz çizgisine taşıyan bir kalemin ömür muhasebesidir.

Yazar, yıllar içinde binlerce yazı, makale, analiz ve düşünce metni kaleme almış; yaşadığı çağa, memleket meselelerine, insan ilişkilerine, vefa ve nankörlük gerçeğine kendi penceresinden notlar düşmüştür. Bu yazı, o uzun yolculuğun kısa bir özeti, bir nevi kalemin içe dönük haşiyesi, ömrün kubbesinde yankılanan vefa muhasebesidir.

İnsan yaş aldıkça hayatı yalnızca yaşanmış olaylar toplamı olarak değil, bir anlam haritası olarak görmeye başlar. Gençlikte koşarken fark edilmeyen nice yüz, nice söz, nice vefasızlık ve nice sadakat; ömrün ikindi vaktinde daha berrak görünür. Çünkü insanın bedeni yoruldukça hafızası derinleşir; kalabalıklar azaldıkça hakikat çoğalır.

Bu yazı, bir kırgınlığın değil, bir ömür muhasebesinin ifadesidir. Yazar burada kimseyi hedef göstermek için değil; iyilik, vefa, nankörlük ve insan karakteri üzerine kalıcı bir not düşmek için konuşmaktadır. Çünkü insan bazen hastalık günlerinde, sessiz kalan telefonlarda, çalınmayan kapılarda ve unutulan hatırlarda hayatın gerçek defterini görür. O defterde herkesin adı vardır; fakat herkes aynı yerde değildir.

Ömrün kubbesi altında yankılanan bazı sesler vardır. Kimi dua gibi gelir, kimi sitem gibi. Kimi insanın içini ısıtır, kimi insanın kalbinde ince bir sızı bırakır. Fakat yaş alan insan şunu öğrenir: Her sızı düşmanlık doğurmak için değil, hikmet doğurmak içindir. Her kırgınlık insanı karartmak için değil, olgunlaştırmak içindir. Her unutuluş insanı eksiltmek için değil, insanın kimlere fazla anlam yüklediğini göstermesi içindir.

Vefa, insanın arkasından bırakacağı en temiz izdir. Nankörlük ise kişinin kendi gölgesine düşürdüğü lekedir. İnsan bu dünyadan giderken yanında makamını, malını, unvanını, kalabalığını götürmez. Geriye sadece bir söz kalır: “Vefalı insandı” ya da “iyiliği unuttu.”

İşte bu yüzden ömrün kubbesinde yankılanan en büyük hakikat şudur: İnsanın gerçek mirası, kimlere ne bıraktığı kadar, kimlerin gönlünde nasıl kaldığıdır.

Bir yazar için kalem, sadece kelimeleri değil, ömrün tortusunu da taşır. Bazen yazılan her cümle, geçmişin bir hesabıdır. Bazen bir makale, sadece fikir açıklamak için değil; insanın kendi iç dünyasında birikenleri zamana emanet etmek için yazılır. Bu yazı da böyle bir yazıdır. Bir veda değil belki; ama bir vefa kubbesidir. Bir kırgınlık bildirisi değil; insan karakterine düşülmüş stratejik ve ahlaki bir nottur.

Çünkü insan, ömrünün sonbaharına yaklaştıkça daha iyi anlar:

Her kalabalık dost değildir.

Her tebessüm samimiyet değildir.

Her teşekkür vefa değildir.

Her suskunluk da unutkanlık değildir.

Bazı insanlar gerçekten yanında durur. Bazıları sadece işine düştüğü kadar yaklaşır. Bazıları suyu taşırken seni över; kuyuya düşünce eline toprak alır. Fakat insan bütün bunlara rağmen kendi ahlakını kaybetmemelidir. Çünkü nankörün nankörlüğü, vefalının vefasını değersiz kılmaz.

Stratejik açıdan bakıldığında, nankörlük yalnızca bireysel bir karakter kusuru değildir; aynı zamanda toplumsal güveni aşındıran bir davranıştır. Vefanın zayıfladığı toplumlarda insanlar birbirine yardım etmekten çekinir. Yardımlaşmanın zayıfladığı yerde güven azalır. Güvenin azaldığı yerde ise insanlar birbirinin yükünü değil, birbirinin açığını taşımaya başlar [2][3][4].

Bu nedenle iyiliğin itibarı korunmalıdır. İyilik başa kakılmamalı; fakat iyilik de inkâr edilmemelidir. Vefa zorla istenmez; fakat vefasızlık da erdem gibi sunulamaz. İnsan yaptığı iyiliği Allah’a havale eder; fakat yaşadığı tecrübeyi de aklının defterine yazar.

Ömrün kubbesinde insanın kendi kendine sorduğu en derin soru şudur:

“Ben kimler için su taşıdım, kimler benim kuyuma toprak attı?”

Bu sorunun cevabı bazen acıdır. Fakat insan bu acı cevabın altında kalmamalıdır. Çünkü asıl olgunluk, nankörlüğü görüp iyilikten vazgeçmemektir. Asıl güç, vefasızlığı tanıyıp kalbi taşlaştırmamaktır. Asıl stratejik duruş, yaşanan her kırgınlığı bir hayat dersine dönüştürmektir.

Sonuç: Seni Gömmek İçin Atılan Toprağı Basamak Yap

Kuyuya düşen eşek, insanlığa büyük bir ders vermiştir. Üzerine atılan toprağı kaderi zannetmemiştir. Kendisine reva görülen sonu kabul etmemiştir. Her atılan toprağı silkelemiş, ayağının altına almış ve yukarı çıkmıştır.

Hayat da böyledir. Bazen en çok emek verdiğiniz insanlar sizi unutur. En çok yardım ettiğiniz insanlar sizi görmezden gelir. En çok kapı açtığınız insanlar, o kapıdan geçtikten sonra dönüp bakmaz. Hatta bazıları, sizin açtığınız yolu inkâr eder. Bazıları, zor zamanınızda yanınızda durmak yerine, üzerinize toprak atar.

Fakat insan, bu nankörlüklerin altında kalmak zorunda değildir. Her vefasızlığı bir ders yapabilir. Her unutuluşu bir olgunluk vesilesi sayabilir. Her inkârı bir karakter testi olarak görebilir. Her taşı bir basamağa dönüştürebilir.

Çünkü gerçek güç, hiç kuyuya düşmemek değildir. Gerçek güç, kuyuya düştüğünde bile çıkacak aklı, sabrı ve iradeyi gösterebilmektir.

İnsan, kimin için su taşıdığını bazen kuyuda anlar. Ama kuyuda öğrendiği bu hakikat, onu hayata küstürmemelidir. Aksine, daha bilinçli, daha ölçülü, daha ferasetli ve daha güçlü kılmalıdır.

Vefa sahibi insanları baş tacı etmek gerekir. Nankör insanları ise hayatın ibret sayfasına yazıp geçmek gerekir. Çünkü herkes gönül defterinde aynı yerde durmayı hak etmez.

Son söz şudur:

Seni gömmek için atılan toprağı, yükselmek için basamak yapabiliyorsan; hayat seni yenememiş demektir.

Üzerine taş atanlara bakıp yıkılma.

Her taşı silkele.

Ayağının altına al.

Kuyudan çık.

Ve seni yalnızca işine yaradığın kadar sevenlerin köyünü terk et.

Çünkü bazen en büyük cevap, bağırmak değildir.

Bazen en büyük cevap, dimdik çıkıp gitmektir.

Screenshot

Kaynakça

[1] Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük, “vefa”, “nankör”, “minnet”, “sadakat” maddeleri.

[2] İbn Haldun, Mukaddime, çev. Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, İstanbul.

[3] Émile Durkheim, Toplumsal İş Bölümü, çev. Özer Ozankaya, Cem Yayınevi, İstanbul.

[4] Émile Durkheim, The Division of Labor in Society, 1893.

[5] Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, dostluk, erdem ve karakter ahlakı bölümleri.

[6] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, ahlak, devlet, sadakat ve insan karakteri üzerine beyitler.

[7] Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî, insan nefsi, vefa, iyilik ve ibret hikâyeleri.

[8] Türk Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü, vefa, iyilik, nankörlük ve insan karakterine ilişkin atasözleri.

[9] Anonim Halk Anlatısı, “Kuyuya Düşen Eşek” hikâyesi; sözlü kültür ve ibret anlatıları geleneği.

[10] Genel ahlak felsefesi ve toplumsal dayanışma literatürü; vefa, minnet, iyilik, sadakat ve sosyal güven kavramları üzerine değerlendirmeler.

Yazar Künyesi

Yazar: Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist / Yazar Cengiz Genç

Yayıncı Kurum: Genç Haberler Dijital Yayın Ağı

Resmî Yayın Platformları: genchaberler.tr / genchaberler.com

Editoryal ve Bilimsel Yayın Politikası

Genç Haberler Dijital Yayın Ağı; kaynakçasız, belgesiz ve akademik referans içermeyen hiçbir içeriği yayımlamaz. Her metin ve makale; tarihsel veri, ilmî kaynaklar, toplumsal analiz ve düşünsel sorumluluk ilkeleri doğrultusunda hazırlanır.

Akademik ve Hukuki Sorumluluk

Bu makale; herhangi bir kişi, kurum veya topluluğu hedef almaz. İçerik, yalnızca akademik analiz, ahlaki değerlendirme, düşünsel katkı ve toplumsal farkındalık amacı taşır.

Telif

© Tüm hakları saklıdır.

Bu yayın, Genç Haberler Dijital Yayın Ağı adına telif koruması altındadır.

Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.