Anasayfa / Genel / EGE’DE SORUN GERİLİM DEĞİL, DENGE BOZULMASIDIR

EGE’DE SORUN GERİLİM DEĞİL, DENGE BOZULMASIDIR

EGE’DE SORUN GERİLİM DEĞİL, DENGE BOZULMASIDIR

Adaların Silahlandırılması ve Türkiye’nin Karşı Tedbirleri Neden Kaçınılmazdır?

Araştırmacı-Analist Cengiz Genç – Genç Haberler.com. genchaberler.tr

Ege meselesi Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir sorun değildir.

Yeni olan, sorunun niteliğinin değişmesidir.

Eskiden Ege’de anlaşmazlık vardı.

Bugün ise sahada fiilî askerî durum oluşmaktadır.

Ve uluslararası ilişkilerde şu temel kural vardır:

Hukuki statü tartışılabilir; fakat sahaya yerleşmiş askerî kabiliyet tartışılmaz, dengeyle karşılanır.

Adalar Neden Kritik?

Haritaya bakıldığında durum nettir:

Doğu Ege’deki bazı adalar Türkiye ana karasına son derece yakındır.

Bu yüzden mesele egemenlik tartışmasından önce güvenlik meselesidir.

Bir devletin kıyısına birkaç kilometre mesafede:

• radarlar,

• hava savunma sistemleri,

• askeri birlikler

bulunuyorsa, o devlet bunu diplomatik tartışma olarak değil doğrudan güvenlik tehdidi olarak değerlendirir.

Bu, politik görüş değil; askeri doktrindir.

Türkiye Neden Tepki Vermek Zorundadır?

Askerî stratejide boşluk kabul edilmez.

Bir bölgede karşı taraf kabiliyet yerleştirirken siz hiçbir tedbir almazsanız, fiilen şu mesajı vermiş olursunuz:

“Ben reaksiyon göstermeyeceğim.”

Bu durum karşı tarafı cesaretlendirir.

Uluslararası sistemde risk, zayıf görülen noktaya yönelir.

Dolayısıyla Türkiye’nin:

• hava üslerini güçlendirmesi,

• reaksiyon süresini kısaltması,

• erken uyarı ağlarını genişletmesi

bir tercih değil, zorunlu caydırıcılık kapsamındadır.

Ege Ordusu Tartışması Neden Mantıksızdır?

Bir tarafta adalarda askeri yığınak bulunurken diğer tarafta kıyı savunma gücünün kaldırılmasının istenmesi askerî açıdan şu anlama gelir:

Dengenin tek taraflı kaldırılması.

Caydırıcılık dengeye dayanır.

Denge ortadan kalktığında barış da zayıflar.

Bu nedenle Ege Ordusu’nun varlığı saldırı hazırlığı değil, tersine çatışmayı önleyen denge unsurudur.

16. Ana Jet Üssü ve Hava Gücü

Modern askeri güç artık kara birlikleriyle değil hava hakimiyetiyle belirlenir.

Bir kriz anında sonucu belirleyen unsur:

ilk müdahale süresidir.

Türkiye’nin yaptığı şey basittir:

Kıyı hattına yakın oluşan askeri kapasiteye karşı reaksiyon süresini azaltmak.

Bu saldırganlık değildir.

Bu, sürpriz ihtimalini ortadan kaldırma girişimidir.

Çelik Kubbe” Neden Kuruluyor?

Bugün savaşlar tanklarla değil:

• füzelerle,

• kamikaze İHA’larla,

• uzaktan atılan mühimmatla başlamaktadır.

Türkiye’nin yakın çevresinde yoğun hava faaliyetleri yaşanırken hava savunmasının güçlendirilmesi saldırı hazırlığı değil, ülke hava sahasını çatışma dışında tutma çabasıdır.

Büyük Resimı

Amaç savaşmak değil; savaşın Türkiye’ye sıçramasını önlemektir.

Bütün tablo birlikte okunduğunda gerçek ortaya çıkar:

Türkiye alan kazanma stratejisi uygulamıyor.

Türkiye, alan kaybını önleme stratejisi uyguluyor.

Yani askeri literatürdeki adıyla caydırıcılık.

Caydırıcılık çalışırsa kriz yönetilir.

Caydırıcılık zayıflarsa kriz çatışmaya dönüşür.

Ege’de yaşanan gelişmeler bir güç gösterisi değil, güç dengesi meselesidir.

Bir taraf sahada kabiliyet oluştururken diğer tarafın hiçbir tedbir almaması barışı değil, kırılganlığı üretir.

Bu nedenle Türkiye’nin attığı adımlar gerilimi artırma değil,

gerilimin kontrolünü sağlama girişimi olarak okunmalıdır.

Çünkü uluslararası ilişkilerin değişmeyen kuralı şudur:

Denge varsa barış korunur,

denge yoksa barış yalnızca temennidir.

EGE’DE SORUN GERİLİM DEĞİL DENGE BOZULMASIDIR

Adaların Silahlandırılması ve Türkiye’nin Karşı Tedbirleri Neden Kaçınılmazdır

Ege meselesi Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir sorun değildir. Yeni olan sorunun niteliğinin değişmesidir. Eskiden Ege’de anlaşmazlık vardı. Bugün ise sahada fiilî askerî durum oluşmaktadır. Uluslararası ilişkilerde temel bir gerçek vardır: hukuki statü tartışılabilir fakat sahaya yerleşmiş askerî kabiliyet karşı denge kurulmadan ortadan kalkmaz [1].

Doğu Ege’deki bazı adalar Türkiye ana karasına çok kısa mesafededir. Bu nedenle mesele yalnızca egemenlik değil doğrudan güvenlik meselesidir. Bir devletin kıyısına birkaç kilometre mesafede radar ve askerî birlik konuşlanması klasik güvenlik doktrininde yakın tehdit kategorisine girer [2]. Bu durum askerden arındırılmış statü tartışmalarıyla birlikte değerlendirildiğinde güvenlik algısını doğrudan etkiler [3].

Askerî stratejide boşluk kabul edilmez. Bir bölgede karşı taraf kabiliyet yerleştirirken diğer taraf hiçbir hazırlık yapmazsa caydırıcılık ortadan kalkar. Uluslararası güvenlik literatüründe buna güvenlik ikilemi denir [4]. Bu nedenle Türkiye’nin hava üslerini güçlendirmesi, erken uyarı ağlarını genişletmesi ve reaksiyon süresini azaltması saldırı hazırlığı değil zorunlu caydırıcılık tedbiri kapsamına girer [5].

Ege Ordusu’nun kaldırılması yönündeki talepler askerî açıdan denge sorunu doğurur. Caydırıcılık iki tarafın karşılıklı kabiliyetlerinin dengede olmasına dayanır. Dengenin tek taraflı kaldırılması kriz riskini artırır [6]. Bu nedenle kıyı savunma gücünün varlığı saldırı hazırlığı değil çatışmayı önleyici denge unsurudur.

Modern savaş ortamında belirleyici unsur kara birlikleri değil hava üstünlüğüdür. Kriz anında sonucu belirleyen unsur müdahale süresidir. Hava kuvvetlerinin ileri konuşlandırılması askeri literatürde sürpriz saldırıyı önleme ve erken reaksiyon kapasitesi oluşturma amacı taşır [7]. Türkiye’nin hava üslerini güçlendirmesi yakın coğrafyada oluşan askerî kapasiteye karşı reaksiyon süresini kısaltma girişimidir.

Günümüzde çatışmalar çoğu zaman balistik füze, seyir füzesi ve kamikaze İHA ile başlamaktadır. Bu nedenle modern devletler katmanlı hava savunma sistemleri kurmaktadır [8]. Türkiye’nin hava savunma ağını güçlendirmesi belirli bir ülkeye yönelik değil hava sahasını füze ve İHA tehditlerine karşı koruma amacını taşımaktadır [9].

Bütün gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin uyguladığı strateji alan kazanma değil alan kaybını önleme yaklaşımıdır. Bu yaklaşım askeri literatürde caydırıcılık doktrini olarak tanımlanır [10]. Caydırıcılık güçlü olduğunda kriz yönetilebilir, zayıf olduğunda çatışma ihtimali artar.

Ege’de yaşanan gelişmeler güç gösterisi değil güç dengesi meselesidir. Bir taraf sahada askerî kabiliyet oluştururken diğer tarafın hiçbir tedbir almaması barışı değil kırılganlığı üretir. Bu nedenle Türkiye’nin attığı adımlar gerilimi artırma değil dengeyi yeniden kurma ve çatışmayı önleme girişimi olarak değerlendirilmelidir. Denge varsa barış korunur, denge yoksa barış yalnızca temennidir.

Kaynakça

[1] IISS The Military Balance

[2] NATO Defence College Security Perception Studies

[3] Lozan Barış Antlaşması 1923

[4] John H. Herz Security Dilemma Theory

[5] T.C. Milli Savunma Bakanlığı açık kaynak açıklamaları

[6] RAND Deterrence Studies

[7] NATO Air Power Doctrine AJP-3.3

[8] SIPRI Air Defence Reports

[9] Türkiye HİSAR ve SİPER hava savunma sistemi açık kaynak teknik verileri

[10] Thomas Schelling Arms and Influence