Değişen Dünya Küresel Dönüşümün Yeni Parametreleri: Rusya, Avrupa ve Ortadoğu Üçgeninde Stratejik Gerilimler

Küresel Dönüşümün Yeni Parametreleri: Rusya, Avrupa ve Ortadoğu Üçgeninde Stratejik Gerilimler

Araştırmacı-Yazar Cengiz Genç

Giriş

Dünya siyasetinde 2020’li yıllar, yalnızca bölgesel çatışmaların değil, aynı zamanda diplomatik paradigmanın da yeniden tanımlandığı bir dönem olarak kayda geçmektedir. Rusya’nın Taliban’la kurduğu yeni ilişkiler [1], Fransa’daki hükümet krizi [2] ve İngiltere’nin Filistin’i tanımasıyla İsrail’in geleceğine dair tartışmalar [3], aslında tekil olaylar değildir. Bu gelişmeler, küresel düzenin Batı merkezli yapıdan çok kutuplu bir pragmatizm zeminine doğru evrildiğinin işaretleridir.

1. Travmadan Pragmatizme: Rusya’nın Taliban’la Yeniden Yakınlaşması

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan 1989’da çekilmesiyle Rusya için Afganistan dosyası uzun yıllar “travmatik” bir alan olarak kalmıştı. Ancak günümüzde Moskova yönetimi, Taliban rejimiyle teması yeniden tesis ederek geçmişin gölgelerinden çıkma stratejisi izlemektedir [1]. Bu yaklaşım, yalnızca güvenlik kaygılarını değil; Orta Asya’daki nüfuz rekabetini ve Çin’le yürütülen Şangay İşbirliği Örgütü eksenli diplomatik dengeyi de yansıtmaktadır.

Rusya açısından Taliban artık yalnızca bir “tehdit” değil, bölgedeki Batı etkisini sınırlayabilecek bir jeopolitik denge unsuru hâline gelmiştir. Bu pragmatist yaklaşım, küresel enerji koridorlarının güvenliği ve Orta Asya’daki istikrarsızlığın önlenmesi açısından da stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir [4].

2. Fransa’da Yükselen Öfke ve Avrupa’daki Siyasal Tıkanma

Avrupa’nın kalbinde yer alan Fransa, son yıllarda yalnızca ekonomik krizlerle değil, aynı zamanda siyasal temsil krizleriyle de yüzleşmektedir. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un reform politikalarına karşı artan sokak gösterileri ve hükümet içi çatlaklar, “Avrupa demokrasisinin kurumsal yorgunluğu” olarak tanımlanan yeni bir dönemin habercisidir [2].

Bu öfke dalgası, yalnızca iç siyasete değil, Avrupa Birliği’nin bütünlüğüne de yansımaktadır. Fransa’daki hükümet krizi; Almanya’da artan aşırı sağ eğilimler, İtalya’da göç karşıtı politikalar ve Polonya’nın Brüksel’le yaşadığı gerilimlerle birleştiğinde, Avrupa kıtasının ideolojik olarak “merkez kayması” yaşadığı görülmektedir [5].

Dolayısıyla Avrupa artık yalnızca ekonomik değil, ideolojik bir yeniden yapılanma sürecindedir. Bu süreçte ulusal kimlik, güvenlik ve refah ekseninde yükselen yeni siyasi dil, kıtanın gelecekteki dış politika yönelimlerini de belirleyecektir [6].

3. İngiltere’nin Filistin Kararı ve Ortadoğu’da Yeni Jeopolitik Denge

İngiltere’nin Filistin’i tanıma yönündeki açıklaması, yalnızca diplomatik bir jest değil; aynı zamanda Batı’nın içindeki bölünmüşlüğün göstergesidir [3]. Londra yönetiminin bu adımı, hem ABD’nin İsrail politikalarına mesafeli bir duruşu hem de Avrupa içinde farklılaşan değer siyasetinin yansıması olarak okunmalıdır.

Filistin meselesi, artık sadece Arap dünyasının değil, küresel diplomatik değerlerin sınandığı bir alan hâline gelmiştir. İngiltere’nin bu hamlesi, İsrail üzerinde moral baskı yaratırken; Washington–Londra hattında yeni bir diplomatik soğukluk döneminin de kapısını aralayabilir [7].

Bu gelişmeler, aynı zamanda Körfez ülkeleriyle Batı arasındaki enerji ve güvenlik anlaşmalarını da etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Türkiye açısından bakıldığında ise bu süreç, Ankara’nın “denge diplomasisi” politikasının önemini bir kez daha teyit etmektedir [8].

4. Küresel Denklemde Yeni Bir Çağ: Pragmatizm Çağı

Bu üç gelişme –Rusya’nın Taliban’la ilişkileri, Fransa’nın hükümet krizi ve İngiltere’nin Filistin kararı– küresel düzende bir pragmatizm çağının başladığını göstermektedir. Artık devletler, ideolojik ittifaklardan ziyade çıkar temelli geçici ortaklıklara yönelmektedir.

Bu yeni düzen, “soğuk savaş sonrası liberal uzlaşı”nın son bulduğunu ve yerine çok kutuplu, dinamik, çıkar temelli bir uluslararası sistemin geldiğini göstermektedir [9]. Enerji güvenliği, göç, savunma ve iletişim teknolojileri artık klasik blok siyasetinin değil, esnek ittifakların belirleyici parametreleri hâline gelmiştir.

Sonuç

Dünya artık sabit eksenler etrafında dönmüyor; aksine her ülke kendi jeopolitik çıkarına göre dönemsel eksenler oluşturuyor. Rusya, Fransa ve İngiltere örnekleri, devletlerin artık “değer” yerine “çıkar” üzerinden politika belirlediğini göstermektedir. Bu durum, küresel siyasette belirsizliğin kalıcılaşacağı ve yeni krizlerin bu belirsizlik zemininde yükseleceği anlamına gelmektedir.

Türkiye gibi stratejik konumda yer alan ülkeler için bu tablo, hem risk hem fırsat içermektedir. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde denge, diyalog ve diplomatik esneklik politikalarını daha da güçlendirmesi, bu “pragmatizm çağı”nda etkin bir aktör olarak kalabilmesinin ön şartıdır.

Kaynakça

[1] Feyza Kübra Ağırtmış, Travmadan Pragmatizme: Rusya’nın Taliban’la Kurduğu Yeni İlişkiler, POLSAM, 2025.

[2] Hasan Birgül, Fransa’da Hükümet Krizi ve Yükselen Öfke, POLSAM, 2025.

[3] Seval Tomak Bal, İngiltere’nin Filistin’i Tanıması Sonrasında İsrail’i Gelecekte Ne Bekliyor?, POLSAM, 2025.

[4] Carnegie Moscow Center, Russia and Afghanistan: The Return of Realpolitik, 2024.

[5] The Economist, Europe’s Fractured Politics, 2025.

[6] Le Monde Diplomatique, La Crise Institutionnelle Française, 2025.

[7] BBC News, UK Recognition of Palestine Sparks Diplomatic Debate, 2025.

[8] T.C. Dışişleri Bakanlığı Analizleri, Türkiye’nin Çok Boyutlu Dış Politikası, 2024.

[9] Henry Kissinger, World Order Revisited, HarperCollins, 2023.